İcerikbulutu.com’u Nasıl 2000+ E-Ticaret Sitesiyle Entegre Ettik?

icerikbulutu.com’u yayına aldığımız 2014 Ekim tarihinden beri yüzlerce işletmeyle çalışma şansı yakaladık. Bu süreçte en iyi iş ortaklarımız e-ticaret şirketleri oldu. Yeni kurulan e-ticaret şirketlerinden, en büyük e-ticaret markalarına kadar çok farklı büyüklüklerde ve kategorilerde onlarca E-Ticaret şirketine, on binlerce içerik ürettik.

Doğru talebe doğru içeriği üretmek, bu süreci tüm paydaşlar için  sistematik ve sürdürülebilir hale getirmek başlı başına çok büyük bir operasyon. Peki markalar için nihai hedef  içerik üretmek mi?  Tabi ki hayır.  Peki, markaların içerik ürettirmek istemelerindeki asıl iç görü ne ?  Cevabı çok basit; Buradaki asıl iç görü içeriğin sağladığı faydaya sahip olmak.

Biz,  bu iç görüden hareketle markanın içeriği talep etmesini ve ona para ödemesini sağlayan ‘’büyük fikirler’ için çözüm üretiyoruz.

Büyük fikir bazen organik trafik elde etmek, bazen potansiyel müşterilere doğru bilgi vererek dönüşüm oranlarını arttırmak, kimi zamanda büyük bir içerikle pazarlama projesi oluyor .

Tüm bu büyük fikirleri parçalara ayırdığımızda çoğu içerik ihtiyacı bu yol haritasını takip ediyor.

icerik-dongusu (1)

Bu yol haritası bize neyi nasıl yapmamız  gerektiğini anlatan önemli pusulalardan sadece birisi. ( evet kopya çekebilirsiniz. 🙂 ) Önümüzdeki dönemde büyük fikrinizin yol haritasını oluşturan her parça için gerçek çözümler sunan yeni servis ve teknolojiler geliştireceğiz.  Büyük fikirleriniz  için büyük planlarımız var. 🙂

Bu vizyon çerçevesinde 2016’ın ilk çözümünü sunmaktan gurur duyuyoruz 🙂

Sorun: İçerik implemantasyonu (içeriğin üretildiği yerden yayınlanacağı yere aktarılması)

Yüzlerce içerik üretmek bir problem. Peki, üretilen içerikleri  hızlı ve hatasız bir şekilde e-ticaret sitesine aktarmak? Son 1,5 yıldır e-ticaret markalarının en çok cevabını aradığı sorulardan  biri de buydu. Onlar için önemli olan üretilen içeriklerin hızlı ve hatasız şekilde yayınlanacağı yere aktarılmasıydı. Tabi, maliyet ve zaman yükü  yaratmadan.

Çözüm : ‘’ İçerik Bulutu T-Soft Entegrasyonu ‘’

 Ne Yapar?

T-Soft alt yapısını kullanan 2000+ üzerindeki e-ticaret markası için içerik üretimi döngüsünün en önemli ve sıkıntılı süreçlerinden ‘içeriğin yayınlanacağı yere hatasız ve hızlı şekilde aktarılması’ problemine çözüm sunar.

 Nasıl Yapar?

Bir örnekle açıklayalım ;

Erospirlanta.com’un T-Soft alt yapısı kullandığını varsayalım.

Eros Pırlanta potansiyel ziyaretçilerini müşteriye dönüştürmek  ve  SEO performansına katkı sağlaması için  İçerik Bulutu’ndan  1000 adet pırlanta ürün açıklaması içeriği talep eder. Talep sonrası, kendisi için üretilmiş ürün içeriği açıklamalarını icerikbulutu.com akıllı ekranlarından onaylar.

İçerik Bulutu ile T-Soft entegrasyonunu sadece mail ve şifre girerek 30 saniye içerisinde güvenli bir şekilde sağlar. 

Onay ve entegrasyon sonrasında 1000 adet ürün açıklaması için sadece ‘T-Soft’a aktar’ butonuna basarak 1000 ürün açıklamasını saniyeler içerisinde ilgili ürünlerin altına aktarır.

Ekran Resmi 2016-01-23 16.20.32

İşte bu kadar kolay!

Özel Teşekkür;

T-Soft müşterilerine fayda ve katma değer yaratmak için her fırsatta teknoloji üreten  Ömer Arıkan ve  T-Soft ekibine çok teşekkür ediyorum. Türkiye standartlarının çok üzerinde bir iş yapıyorlar.

Ahmet.

E-Ticaret Girişimlerinde Odak Noktası

Yeni kurulan e-ticaret girişimlerini işim ve ilgi alanım olmasından dolayı sıkı şekilde takip ediyorum. Kimileri üzerinde uzunca kafa yoruyor  kendi süzgecimden geçirip analiz etmeye çalışıyorum.

Bir girişimi analiz ederken ilk anlamaya çalıştığım konu  o girişimin neye odaklandığı.  Neyi sattıklarından ya da hangi kategoride hizmet verdiklerinden  bahsetmiyorum.  Bir girişimin neye odaklandığı o işin iletişim dilinden, tasarımına, müşteri hizmetlerinden, pazarlamasına kadar uzanan geniş bir yelpaze.

Kısacası bir işin Odağı onun Dilini/ Lisanını oluşturuyor.

Son zamanlarda incelediğim e-ticaret girişimleri için, trend, sansasyon ve moda üç sıcak odak konusu. Yani fokus,  Sürekli olan yerine sürekli değişene odaklanmak   Ne kadar doğru ve ne kadar sürdürülebilir tartışılır.

Biraz irdeleyelim.

 Türkiye’den iki örnek – Değişene Odaklanmak

www.avmmall.com/ Buradaki habere göre   ”tasarımı dikkat çeken bu yeni girişimde‘   AVM ve yaşam alanı havası yansıtılmaya çalışılmış.  Yani 3 Boyutlu alışveriş deneyimini internette yaratmaya odaklanılmış.

Başka bir örnek ise, devlet destekli olarak kurulan  www.epttavm.com ( Evet evet sadece site değil ismi de 3 Boyutlu )  Odak noktaları ”Türkiye’nin ilk 3 boyutlu alışveriş merkezi’ olmak.

Bir konuda ilk olmanız müşterileriniz için ne kadar önemli? Ya da fayda yaratmayan bir deneyim yaşatmanız? Müşteriler , ihtiyaçlarına  çözüm bulan, müşteri önceliklerine değer veren firmaları daha çok tercih ediyor.

Her gün sadece ödeme sayfasındaki 3D secure  sistemi sebebiyle bir çok müşteri alışverişi yarım bırakırken tüm alışverişi 3 Boyutlu bir deneyim üzerine inşaa etmek  en hafif tabirle  budalalık olur.

Dünya’dan  iki örnek – Değişmeyene Odaklanmak.

1994 yılında kurulan Amazon.com ilk kurulduğu günden bugüne Hızlı ve ücretsiz nakliyat, geniş ürün yelpazesi,müşteri merkezli iade politikaları üzerine odaklanmış durumda.

Amazon değişmeyene odaklandığı için başarılı. (1) ( Amazon İngiltere’de  5 bin noktada teslimat bölgesi oluşturuyor)  (2)  ( Amazon 10 şehirde aynı gün içinde teslimata başladı)  (3) ( Amazondan paket teslimatında emanet dolabı uygulaması )

Evet 18 yıl sonra bile  Amazon.com‘un en büyük odaklarından biri hala Hızlı teslimat.

Ve dünyanın en büyük alışveriş platformlarından Ebay, 1995′de kurulduğu günden beri en büyük odak noktası  güvenli e-ticaret platformunu üzerine inşaa ettiği feedback sistemi.

Ortağım Atilla Bey , ebay’de 2001 yılından beri ticaret yapıyor. Ebay dükkanı Titanium Powerseller  statüsünde yani yıllık min 1.8 milyon $ + ciro yapıyor ve positive feedback sayısı %98 üstünde.

Yani tersten okursak 1.8 milyon $ + ciro yapabilmesinin sebebi % 98 üstü  üstü pozitif feedback’inin olması. Odak: Güven.  Bu sayede sepet değeri 10 bin Euro olan bir saati yüzünü hiç görmediği bir Avustralyalıya satabiliyor. ( Aynı ürünler düşük feedback’i olan bir ebay dükkanında satılmıyor. -Test edildi -)

Ebay’in  değişmeyen odağı 17 yıldır alıcıyla satıcı arasında güvenli  bir alışveriş platformu olmasını sağlayan feedback sistemi.

Ya Değişim ? İnovasyon yapmayalım mı?

İnovasyon dediğimiz kavramın  yanlış anlaşıldığını düşünüyorum. İnovasyon uçup kaçmak var olmayan bir şeyi var etmek demek değil. İnovasyon sadece farklılık olsun diye yapılan bir şey hiç değil. İnovasyon’un tam ortasında hala müşteri var ve muhtemelen bir 1000 yıl daha orada kalacak.

Öyleyse inovasyon tanımı:  müşteri ihtiyaçlarına uygun, işe yarayan ,ihtiyaca yönelik  yenilikçi çözümler üretmek  olabilir.

Tüm işletmeler için geçerli olsa da özellikle İnternet girişimleri için  insanların bugün olduğu kadar 10 yıl sonra da talep edeceği şeylere yatırım yapmalı. Çünkü  rekabet çok, zaman az, maliyetler yüksek. Öz’e odaklanmak şart.

Müşterileriniz bundan 10 yıl sonra bile sizden hızlı teslimat, kullanım kolaylığı ve güven isteyecekler.

”Bir girişimci olarak ilk odaklanmamız gereken neye odaklanmamamız gerektiğini keşfetmek.”

Bu yazım ilk olarak http://www.onlinepazarlama.co‘da yayınlanmıştır.

 

 

Haber için 5N 1K Girişimler için AARRR

 

 

Son zamanlarda Türk İnternet ekosisteminde en popüler konu  ’Girişimcilik’. Girişimcilik ve Türkiye’deki girişimcilik algısıyla ilgili düşüncelerimi bir süre önce kişisel bloğumda  yazmıştım.  Bu sefer kavram olarak girişimcilikten bahsetmek yerine bir girişimcinin işe başlarken cevap araması gereken ilk sorularla ilgili tüm dünya’da kabul görmüş bir metodolojiyi kendi penceremden irdeleyerek paylaşacağım.

İster  Servis olarak sunulan bir yazılımın girişimcisi olun ( SaaS)  ister e-ticaret  AARRR metedolojisini kullanarak doğru bir yol haritası çıkarabilirsiniz.

Peki nedir bu AARRR metodolojisi?

AARRR;  Acquisition, Activation, Retention, Referral,Revenue kelimelerinin baş harflerinden ortaya çıkan bir kısaltma.

Özellikle iletişimciler iyi bilir bir olayın haber olması  daha doğrusu haber değeri taşıması için o olaya ait öğelerin bazı sorulara cevap vermesi gerekir.  Bunlar;  ”Ne, Nerede, Ne zaman, Nasıl, Neden ve Kim ”sorularıdır.Yani  sektörel tabirle  5N 1 K  

 İşte AARRR metodolojisi de başarılı bir girişimin’in 5N 1K’sıdr diyebiliriz. Bu sorulara ( AARRR)  cevap vermeden bir girişimin başarılı olma ihtimali sıfıra yakın.

Başlıkların üzerinden teker teker geçelim

Acquisition: Müşteriye nereden bulacağız?

Bir girişimin en önemli sorunu ürün ya da hizmet satacağı kişilere ulaşmaktır. Öncelikli olarak cevap bulmanız gereken konuların başında  geliyor. Cevabı sanıldığı ya da aklınıza ilk gelen ‘Reklam’ yaparım gibi kolay değil maalesef.

Hangi kanalları kullanacaksınız? bu kanallarda hangi aralıklarla ve  frekansta reklam yapacaksınız?  PR ?, Basın Bültenleri? e-mail kampanyaları? bu listeyi/mecraları sayfalarca uzatabilirim.  Müşterilerinizi nerede bulacağınız ya da onların sizi nerelerde bulabileceği belli bir strateji dahilinde planlanması gereken ve alt kategorilere kadar uzmanlık isteyen bir alan. Asıl önemli kısım bu planlama ve süreci yönetebilme.

Eğer bir girişim kurmak üzereyseniz ilk olarak bu soruya cevap bulmaya başlamanız gerektiğini söyleyebilirim.

Bildiğiniz gibi para ve zaman sınırsız değil.

Activation: Gelen İnsanları nasıl dönüştürebiliriz?

İnternetin ilk dönemlerini hatırlarsanız. Sitelerde ‘Hit’ adı altında trafik satılırdı. O dönem içerisinde seçenek çok az rekabet yok denecek kadar azdı. Dolayısıyla, trafik dönüşüme giden en kısa yoldu.  Bildiğiniz gibi artık bu dönemlerin çok uzağındayız.

Çok ciddiparalar harcayarak reklam verdiniz. Mecralarda müşteri adaylarınız onlarca banner arasından ya da inbox’larına düşen yüzlerce mail arasından sizi seçti vesitenize geldi. Bu kişiyi nasıl müşteriye çevireceksiniz?

Bu soruya cevabınız ” Ucuz ürün ve hizmet satıyoruzsa” eğer ilk soruya dönün ve tekrar düşünmeye başlayın. Çünkü bu sorunun cevabı hiçbir internet girişimi için ‘tek’ değil.

Reklamınızı görüp siteyle etkileşime başladığı ilk andan, sitenizin tasarım ve kullanılabilirliğine, ürün çeşitliliğinizden,fiyatlandırma politikanıza kadar bir çok finansal, teknik ve tasarımsal sorunun cevabını vermeniz gerekiyor.

Bu soruların cevaplarını veremiyorsanız  müşteride veremiyor ve siteyi terk edip gidiyor dolayısıyla paranız boşa gittiği gibi  dönüşüm de gerçekleşmiyor.

Retention: Tebrikler! ilk satın alma gerçekleşti peki  müşteriniz tekrar nasıl/ne zaman satın alacak ve neden tekrar sizi tercih etsin?

Uzun uzadıya anlatmayacağım bir çok araştırma var olan müşterileri elde tutma ve ona yeniden alışveriş yaptırmanın yeni bir müşteri kazandırmadan daha ucuz dolayısıyla daha karlı  olduğunu söylüyor.  Öyleyse içeride olan müşteriye tekrar nasıl satın alma yaptırabiliriz? Hangi kanalları kullanmamız gerekiyor? Bu süreci nasıl yönetebiliriz?

Örneğin:  Müşteriniz daha önce ne almıştı ona yeni ne sunabilirsiniz?   Kemal Bey  1 aylık çocuğu Cem’e tulum alalı 3 ay geçti. Kemal Bey’e puset satma zamanı gelmedi mi?  Tam da pusetlerde ‘kampanya’ varken? Kemal Bey’e hangi kanaldan ulaşacaksınız?

Genel olarak e-CRM olarak adlandırabileceğimiz bu süreci nasıl yönetmeyi planlıyorsunuz?

Referral: Sizi seven müşteriler yaratmak

İnternet özelinde son 1 yıllık süreç içerisinde özellikle online medya satın almanın  artan rekabetle beraber ( Google Adwords,Display,seo vs ) ne noktalara ulaştığınızı biliyor musunuz ? Bilmiyorsanız özetleyeyim : Maliyetler her geçen gün artıyor.

Ucuz!‘ reklam kategorisinde olduğu düşünülen Google Adwords’ün  ABD’deki geldiği noktaya bir incelemenizi rica ediyorum. (Link) Rekabetin ne noktalara ulaşacağı ve girişiminizin gelecekte harcamak zorunda kalacağı bütçelerle alakalı bir projeksiyon çizecektir.

Peki ,müşterilerinizin kötü deneyimlerini 10 kişiyle paylaşırken iyi deneyimleri sadece 3 kişiyle paylaştığını biliyor musunuz?

Hal böyleyken müşterilerinizin sizin için olumlu paylaşımlar yapmasını nasıl sağlayacaksınız? Womm konusunda bir stratejiniz var mı?

Peki, en zor işi başardınız  bir ürün ya da hizmet satıp olumlu bir deneyim yarattınız. Müşterilerin bu deneyimlerini  kendi çevreleriyle nasıl paylaşacak? ( Teknik süreçler, yayma motivleri?  )

Revenue: Nereden para kazanacaksınız? Harcadıklarınızın karşılığını ne kadar alıyorsunuz?

Gelir modeliniz belli mi? üyelik mi satıyorsunuz? abonelik mi? ya da farklı bir hizmet mi? İnsanların bu hizmete ihtiyacı var mı? rakipleriniz var mı?

Peki ürününüzün hangi özelliği rakiplerinizden daha iyi? Çünkü girişimler evrim teorisi kanunlarına tabidir. işinizin başarılı olabilmesi/ekosistemde ayakta kalabilmesi  için en az bir özelliğinizin diğer rakiplerinizden iyi olması gerekli/zorunlu.

Ürün/ hizmet  gelir modeli sorularının hepsinin cevabını bulup aksiyon almaya başladığınızı varsayalım.  Acquisition kısmında üstünde durduğumuz ”nereden müşteri bulabiliriz’ sorusunun cevabını da bulduk. Para harcamaya başladıktan sonra yatırım geri dönüşünüzü nasıl ölçeceksiniz?

Sorular uzayıp gidebilir hatta sizin yorumlarınızla yenilerini de  ekleyebiliriz bu konu başlıklarına.

AARRR bir akış metodolojisi. Her bir başlık mutlaka kendi içerisinde ayrı ayrı incelenmeli. Akış nerede tıkanıyor? hangi sorulara cevap bulmakta zorlanıyorum?  Nerelerde yanlış yapıyorum? Hangi konularda yanlış kişilerle çalışıyorum/yanlış ekip kurmuşum gibi soruların tamamının cevabını bulabileceğiniz bir yöntem.

Özetle, ”Doğru Cevaplara Doğru Soruları Sorarak” Ulaşabilirsiniz.

 

Bu yazı ilk olarak http://www.onlinepazarlama.co‘da yayınlanmıştır. 

Batı Cephesinde Değişen Yeni Bir Şey Yok

Tüketici İçin Yeniden Tanımlamak.

 

Dünya’da yeni ‘bir şey’ yok her yeni şey bir önceki başka ‘bir şey’in’ yeniden form kazanmasıdır.

Bende  bu cümleye inananlardanım.

O zaman yeni formu eskiden ayıran ve ona yeniden ivme kazandıran bu  yeniliği nasıl tanımlayabiliriz?  Bir ürünü, hizmeti ya da bir markayı, ”farklı,  daha iyi, daha başarılı, daha popüler” yapan şey nedir?

Örneğin, Apple, icat etmediği ve  pahalı bir iş bilgisayar aksamı  olan Mouse’u  tüketici için yeniden tanımlayıp ulaşılabilir kılmış  ve bir deneyim yaratmıştı.

Apple’ın bir başka devrim yaratan ve müzik endüstrisinin kökten değiştirilmesine ön  ayak olan ürünü ipod Walkman’in tüketici için yeniden tanımlanmış halinden başka birşey değildi.  ipod, yeni tüketicinin kişiselleştirilebilir olma, basitlik ve tasarım isteklerinin üzerine inşa edilmiş yeni bir ‘walkman’di

Yeni formu eskiden ayıran yeni forma ivme kazandıran  bu yeniliği  ” Tüketici için yeniden tanımlamak‘ olarak adlandırabilir miyiz?

Bence evet.

Bundan 18 ay önce  kurduğumuz Eros Pırlanta, internetten pırlanta  satışında bırakın Dünyayı Türkiye’de dahi ilk örnek değildi.  Pırlanta ürününü internetten satan fiziki marka/mağaza uzantıları bu ürünün genel geçer algısına yönelik – ”Pırlanta, Dünya’da ve Türkiye’de  lüks tüketim olarak konumlandırılan bir  taş/madendir.” fiyatlandırma ve İletişim yapıyor internetten kısıtlı sayıda kişi ve satışa ulaşıyorlardı.

Biz, 18 ay önce 239 TL’ye altın montür üstüne pırlanta tek taş satarak bir lüks tüketim ürününü Tüketici için yeniden tanımladık. Eros Pırlanta, tüketicinin aklına yerleşmiş olan Pırlanta=Lüks Tüketim algısını kırmaya yönelik  internet tabanlı ilk girişim oldu. Pırlantayı tüketiciler için hem fiyat anlamında hemde lokasyon  bağımsız olarak Ulaşılabilir hale getirdik.

Bu ürün özelinde tüketiciye verdiğimiz cevap, yani yeni tanım Ulaşılabilirlik oldu.

Yeniden Tanımlamalar tabi ki sadece fiyatlandırma ekseninde olmuyor.  Kimi zaman hizmet farklılaşması, kimi zaman kullanılabilirlik ve tasarım olarak karşımıza çıkabilir.

Pazarın bugün geldiği noktada markalar uygulanmış  ve başarılı olmuş ‘ulaşılabilirlik’ modelini uygulayarak ürün satmaya devam ediyorlar.  Müşteri ise kendileri için yeniden tanımlanmış deneyimler yaratan markalara daha sağlıklı ve uzun soluklu ilişkiler kuruyor.

Artık, Müşterilerinize sizin için neler yapabileceklerini sorma dönemi kapandı.

Markalar olarak yeni dönemde müşterilerimize ‘Sizin için daha başka  neler yapabiliriz ?’  sorusunu sıkça sormaya başlayacağız.

Startup değil iş kurun girişimci değil kurucu olun

 

Startup değil iş kurun girişimci değil kurucu olun

 

Son dönemde okuduğum kitaplar içerisinde  en çok keyif aldıklarımın başında geliyor  ‘Sil Baştan /Rework’.  Kitabın yazarları dünyaca ünlü proje yönetim yazılımı BaseCamp‘ın yaratıcıları Jason Fried ve David Heinemeir Hansson.

Kitabın mottosu içeriğiyle ilgili çok güzel bir ipucu veriyor : ‘İş Hayatıyla ilgili tüm bildiklerinizi unutun’ Rework’u okumaya başladıktan sonra bunun ne anlama geldiğini iyi anlıyorsunuz.  Ben kitabı okurken ‘bir solukta okumak’ deyimini tam anlamıyla yaşadım diyebilirim.

Bana kalırsa Rework’un  en keyifli yanı Silikon vadisinin yarattığı ruha -Benim deyimimle- ‘romantik gerçeküstücülüğe‘  göndermeler yapması ve bu ruha anarşist ve gerçekçi  bir bakış açısıyla yaklaşmasıydı.

Kitabın ruhunu -bence- en iyi anlatan pasajları kitaptan ayıkladım ve kendi penceremden irdelemeye çalıştım.

Startup şirketi değil gerçek bir iş kurun

Startup şirketleri… Çok ilgi gören, özel bir şirket türüdür (özellikle teknoloji dünyasında) Startup şirketleri sihirli yerlerdir. Orada masraflar başka insanların derdidir. Orada ciro dediğimiz şey can sıkıcı şey sorun olmaktan çıkmıştır. Orada,kendiniz para kazanmanın bir yolunu bulana kadar başkasının parasını harcayabilirsiniz. Orada fizik kuralları geçerli değildir. Bu sihirli yerin tek bir sorunu vardır: bir peri masalından ibaret olması.

İşin gerçeği, her şirket aynı piyasa kuvvetleri ve ekonomik kurallara tabidir. ‘Ya kar ederseniz ya da kaybolup giderseniz’

Sizce de haklı değil mi? havalı terimler,cam binada ofisler,okşanmış egolar. Hepsi kulağa hoş geliyor. Fakat yaptığımız işin en son noktada amacı kar etmek ve bunu sürdürülebilir kılmak. Her zaman söylerim ,önüne ‘e’ koysak da ticaret, ticarettir ve ilk kuralı kar etmektir. Ancak kar ederek ayakta kalabilir ve başarılı olabilirsiniz. Gerçek bir şirket gibi davranın başarma ihtimaliniz çok daha yüksek olacaktır.

‘Girişimci’ lafından gına geldi

Gelin, girişimci terimini çöpe atalım. Modası geçmiş ve aşırı yüklü bir terim bu. Üye olmayanların giremeyeceği bir kulübe benziyor. Herkes kendi şirketini kurmak konusunda desteklenmeli; bu destek herkese verilmeli, sadece kendini girişimci olarak tanımlayan o ender türün mensuplarına değil.

Aşırı yüklenmiş, üstümüzde iki beden büyük elbise giymiş izlenimi veren ünvanları seviyoruz değil mi?  Entrepenur, E-founder, Business Angel,  ya da benim en sevdiğim : 3 kişilik şirkette CEO.

Ünvanları bir kenara koyun. Yaptığı işin içini dolduracak uzmanlıkları olmayan insanların sıfatlara ihtiyaçları vardır.

Plan Yapmak tahmin yüretmektir.

Eğer bir kahin değilseniz, uzun vadeli iş planları yapmak birer fanteziden ibarettir. Kontrolünüzde olmayan çok fazla etken vardır: piyasa koşulları,rakipler,müşteriler,ekonomi vs Plan yapmak, aslında kontrol edemeyeceğiniz şeylerin üzerinde tahakküm kurduğunuz hissini verir.

Girişimcilerin ya da girişimci adaylarının  en sık kullandığı kelime : ‘Business Plan’ iş planları,uzun vadeli stratejiler ve uzun vadeli yol haritaları. Bunların hiçbiri gerçekçi değil. Türkiye gibi sosyal ve sektörel verinin tutulmadığı/tutulamadığı yerde hangi veriye dayanarak iş planı hazırlayabilirsiniz ki? Verinin olmadığı yerde iş planından nasıl bahsedebiliriz peki?

Kontrol edilemeyen çok bilinmeyenli denklemler üzerinden strateji geliştirilmez. Strateji: ‘yoldayken’ karşınıza çıkan durumlara karşı aldığınız tutumların/kararların toplamıdır.

Özetle;

Ünvanları ve havalı terimleri rafa kaldırın. İş planı yapmak yerine ‘işe koyulun’ kısacası Startup değil, iş kurun girişimci değil kurucu olun.

 

Türkiye’de Bir İlk!

 

Başlık  tanıdık geldi mi?

Ya da daha doğru sormak gerekirse bu başlıktaki kelimeleri sıkça duyuyorsunuz değil mi?  Türkiye’deki lokal ya da ulusal bir çok marka, farklı hizmet ya da ürünleri  için bu sloganı sık sık kullanıyor. Bazıları yerinde ve içeriği dolduran kullanım.  Bazılarının  ise içi boş ve dayanaksız.

Bu yazıyı yazma fikri geçtiğimiz gün okuduğum bir haberden çıktı. Haberde, ”dünyaca ünlü fotoğraf ekipman üreticisi  Kodak’ın, New York borsasından atılacağı ve batmanın eşiğinde olduğu” yazıyordu. 188’de kurulan Kodak’ın bir özelliği var. Kodak, bugün neredeyse her evde bulunan ve (bence) modern çağı en çok değiştiren araçlardan birinin, dijital kameranın ( 1975) ve Fotoğraf filminin mucidi.

Değişimi Yönetebiliyor musunuz?

 

Peki ne olmuştu da böylesine önemli bir buluşu kâra çeviremeyip batma noktasına gelmişti?  Bu soruya onlarca cevap verilebilir. Özetlemek için ise iki kelime yeterli bence : ‘yeniliği ve değişimi yönetememek’

Yeniliği ve değişimi yönetebilmek  ilk olmaktan bir yeniliğe öncülük etmekten çoğu zaman daha önemli. Bunu gerçekleştiren  kurumlar, kendi ürün ve hizmet alanlarında ilk olmasalar bile çok başarılı olabiliyorlar.

Örnek mi?

Dünya’nın en yaygın ve başarılı arama motoru Google’ın ilk arama motoru olmadığını, Mp3 ve Akıllı telefon sektörünü tamamen değiştiren ve şekillendiren  Apple’ın  ilk Mp3 ‘ü ve akıllı telefonu icat etmediğini  ya da  2012 yılında 1 milyar üyeye ulaşmayı hedefleyen ve  kendi alanında bir rekor kıracak olan Facebook’un ilk sosyal ağ olmadığını.

Biliyorsunuz değil mi?

Siz hayatınızdaki değişimleri yönetebiliyor musunuz?