Archive
Pazarlama İletişimi

 

Startup değil iş kurun girişimci değil kurucu olun

 

Son dönemde okuduğum kitaplar içerisinde  en çok keyif aldıklarımın başında geliyor  ’Sil Baştan /Rework’.  Kitabın yazarları dünyaca ünlü proje yönetim yazılımı BaseCamp‘ın yaratıcıları Jason Fried ve David Heinemeir Hansson.

Kitabın mottosu içeriğiyle ilgili çok güzel bir ipucu veriyor : ‘İş Hayatıyla ilgili tüm bildiklerinizi unutun’ Rework’u okumaya başladıktan sonra bunun ne anlama geldiğini iyi anlıyorsunuz.  Ben kitabı okurken ‘bir solukta okumak’ deyimini tam anlamıyla yaşadım diyebilirim.

Bana kalırsa Rework’un  en keyifli yanı Silikon vadisinin yarattığı ruha -Benim deyimimle- ’romantik gerçeküstücülüğe‘  göndermeler yapması ve bu ruha anarşist ve gerçekçi  bir bakış açısıyla yaklaşmasıydı.

Kitabın ruhunu -bence- en iyi anlatan pasajları kitaptan ayıkladım ve kendi penceremden irdelemeye çalıştım.

Startup şirketi değil gerçek bir iş kurun

Startup şirketleri… Çok ilgi gören, özel bir şirket türüdür (özellikle teknoloji dünyasında) Startup şirketleri sihirli yerlerdir. Orada masraflar başka insanların derdidir. Orada ciro dediğimiz şey can sıkıcı şey sorun olmaktan çıkmıştır. Orada,kendiniz para kazanmanın bir yolunu bulana kadar başkasının parasını harcayabilirsiniz. Orada fizik kuralları geçerli değildir. Bu sihirli yerin tek bir sorunu vardır: bir peri masalından ibaret olması.

İşin gerçeği, her şirket aynı piyasa kuvvetleri ve ekonomik kurallara tabidir. ’Ya kar ederseniz ya da kaybolup giderseniz’

Sizce de haklı değil mi? havalı terimler,cam binada ofisler,okşanmış egolar. Hepsi kulağa hoş geliyor. Fakat yaptığımız işin en son noktada amacı kar etmek ve bunu sürdürülebilir kılmak. Her zaman söylerim ,önüne ‘e’ koysak da ticaret, ticarettir ve ilk kuralı kar etmektir. Ancak kar ederek ayakta kalabilir ve başarılı olabilirsiniz. Gerçek bir şirket gibi davranın başarma ihtimaliniz çok daha yüksek olacaktır.

‘Girişimci’ lafından gına geldi

Gelin, girişimci terimini çöpe atalım. Modası geçmiş ve aşırı yüklü bir terim bu. Üye olmayanların giremeyeceği bir kulübe benziyor. Herkes kendi şirketini kurmak konusunda desteklenmeli; bu destek herkese verilmeli, sadece kendini girişimci olarak tanımlayan o ender türün mensuplarına değil.

Aşırı yüklenmiş, üstümüzde iki beden büyük elbise giymiş izlenimi veren ünvanları seviyoruz değil mi?  Entrepenur, E-founder, Business Angel,  ya da benim en sevdiğim : 3 kişilik şirkette CEO.

Ünvanları bir kenara koyun. Yaptığı işin içini dolduracak uzmanlıkları olmayan insanların sıfatlara ihtiyaçları vardır.

Plan Yapmak tahmin yüretmektir.

Eğer bir kahin değilseniz, uzun vadeli iş planları yapmak birer fanteziden ibarettir. Kontrolünüzde olmayan çok fazla etken vardır: piyasa koşulları,rakipler,müşteriler,ekonomi vs Plan yapmak, aslında kontrol edemeyeceğiniz şeylerin üzerinde tahakküm kurduğunuz hissini verir.

Girişimcilerin ya da girişimci adaylarının  en sık kullandığı kelime : ‘Business Plan’ iş planları,uzun vadeli stratejiler ve uzun vadeli yol haritaları. Bunların hiçbiri gerçekçi değil. Türkiye gibi sosyal ve sektörel verinin tutulmadığı/tutulamadığı yerde hangi veriye dayanarak iş planı hazırlayabilirsiniz ki? Verinin olmadığı yerde iş planından nasıl bahsedebiliriz peki?

Kontrol edilemeyen çok bilinmeyenli denklemler üzerinden strateji geliştirilmez. Strateji: ‘yoldayken’ karşınıza çıkan durumlara karşı aldığınız tutumların/kararların toplamıdır.

Özetle;

Ünvanları ve havalı terimleri rafa kaldırın. İş planı yapmak yerine ‘işe koyulun’ kısacası Startup değil, iş kurun girişimci değil kurucu olun.

 

Read More

 

Başlık  tanıdık geldi mi?

Ya da daha doğru sormak gerekirse bu başlıktaki kelimeleri sıkça duyuyorsunuz değil mi?  Türkiye’deki lokal ya da ulusal bir çok marka, farklı hizmet ya da ürünleri  için bu sloganı sık sık kullanıyor. Bazıları yerinde ve içeriği dolduran kullanım.  Bazılarının  ise içi boş ve dayanaksız.

Bu yazıyı yazma fikri geçtiğimiz gün okuduğum bir haberden çıktı. Haberde, ”dünyaca ünlü fotoğraf ekipman üreticisi  Kodak’ın, New York borsasından atılacağı ve batmanın eşiğinde olduğu” yazıyordu. 188′de kurulan Kodak’ın bir özelliği var. Kodak, bugün neredeyse her evde bulunan ve (bence) modern çağı en çok değiştiren araçlardan birinin, dijital kameranın ( 1975) ve Fotoğraf filminin mucidi.

Değişimi Yönetebiliyor musunuz?

 

Peki ne olmuştu da böylesine önemli bir buluşu kâra çeviremeyip batma noktasına gelmişti?  Bu soruya onlarca cevap verilebilir. Özetlemek için ise iki kelime yeterli bence : ‘yeniliği ve değişimi yönetememek’

Yeniliği ve değişimi yönetebilmek  ilk olmaktan bir yeniliğe öncülük etmekten çoğu zaman daha önemli. Bunu gerçekleştiren  kurumlar, kendi ürün ve hizmet alanlarında ilk olmasalar bile çok başarılı olabiliyorlar.

Örnek mi?

Dünya’nın en yaygın ve başarılı arama motoru Google’ın ilk arama motoru olmadığını, Mp3 ve Akıllı telefon sektörünü tamamen değiştiren ve şekillendiren  Apple’ın  ilk Mp3 ‘ü ve akıllı telefonu icat etmediğini  ya da  2012 yılında 1 milyar üyeye ulaşmayı hedefleyen ve  kendi alanında bir rekor kıracak olan Facebook’un ilk sosyal ağ olmadığını.

Biliyorsunuz değil mi?

Siz hayatınızdaki değişimleri yönetebiliyor musunuz?

Read More

2008 yılından beri arama motoru pazarlaması üzerine çalışıyorum. Hem ajanslar’da profesyonel olarak çalışırken, hem de daha sonrasında serbest zamanlı olarak danışmanlık verdiğim dönemlerde büyük markalarla çalışma ve hesaplarını yönetme şansı buldum. Bu dönem içerisinde ‘müşteri’ tarafıyla çok fazla iletişim halinde olduğum  gibi farklı sektörlerin dinamiklerini de inceleme ve öğrenme fırsatı da yakaladım.

Bu süre zarfında en çok dikkatimi çeken konulardan birisi, müşterilerin Google Adwords’ü çalıştıkları şirketlerin pazarlama planlarının ve offline süreçlerin  tamamen dışında düşünmeleri, adwords’ü  tüm iletişim sürecin tamamen dışında tutmalarıydı.

Adwords, Ajans ya da  kurumlarda ki bir  ‘bilen’  tarafından ‘girilmesi gereken’ bir mecra olarak görülüyor.  Medya planı bütçesi’nin küçük bir kısmıyla ‘harcanması gereken’ bir mecra olarak planda yerini alıyordu. Kampanya dönemi sonunda En iyi ihtimalle ajanslardan CTR bilgileri alınıyor ve plan kapatılıyordu.

Bu sure zarfında farklı kurumlarda ve sanayi odalarında google adwords konusunda eğitim verme, sunumlar yapma şansımda oldu. Genelde  sunumlarda ‘Ne İşe Yarar Bu Google Adwords’ sorusuna cevap arayanların  konuya bakışları da çok benzerdi.

Bundan dolayı, sunumun en başında;

‘Google Adwords, sizin pazarlama iletişiminiz içinde mevcut genel planınızın bir parçası ve mecralarınızdan sadece birisi. Google kampanyalarını kurgularken offline süreçleri ,sektör ve dönemsel dinamikleri göz ardı etmemelisiniz’ diye girizgah yapıyordum.

Anlayacağınız  hem iş profesyonelleri tarafında  hem de  sunumlara katılanlar arasında Google adwords en iyi tabirle ‘excel makrosu’ algısındaydı.

– Görüntülü Reklam Ağından bahsetmiyorum bile, o konuyla ilgili bir algı bile yoktu :)

Tabi süreç ve bakış açısı değişti. Bu değişimde, Google Adwords’ün elle tutulabilir sonuçlar sunması ve tüm iletişim kanalları arasında en hızlı cevap veren reklam pazarlama aracı olmasının da etkisi büyük.

Bu kadar offline- online bağlantısından ve sonuçlardan bahsetmişken bir istatistik paylaşmak istiyorum. Tüm yazdıklarımın altını dolduracak hatta ilgili sektördekiler tarafından tatbik edilebilecek bir istatistik.

Bu istatiski Google’ın ücretsiz araçlarından  biri olan  ‘Google Insights for Searchü’ kullanarak elde  ettim. Bu araç, ilgili anahtar kelimeleri seçtiğiniz tarihlerdeki aranma hacmini  istatistiki olarak verir. Aslına bakarsanız  bu araç doğru kullanımda ilgili anahtar kelimenin  yani sektörel bir ürün ya da hizmetin geçmişe yönelik istatistiklerini size vererek  geleceğe yönelik bir projeksiyon geliştirmenizi sağlayabilir.

Aşağıda ‘saç dökülmesi’ anahtar kelimesinin son 5 yıllık aranma hacmini aylara dağıtılmış bir şekilde görüyorsunuz. Dikkat ederseniz son 5 yıllık istatistiklerde -hiç şaşmadan- Agustos ayı sonunda artmaya başlayan aranma hacmi 3-4 aylık periyotta yıllık değerlerin üstüne çıkıyor.

Sonbaharda mevsimsel olarak artmaya başlayan dökülmeler  bu sıkıntıyı yaşayan kişiler tarafından ilk olarak Google’a soruluyor. İşte Adwords’ün ilgili sektöre katkısı tam da burada başlıyor ki ben buna ‘Tam Yeri Tam Zamanı Reklamcılığı’ diyorum.

İnsanların tam da ihtiyaçları olduğu ve o ihtiyaçlarına yönelik bir arayışa girdiklerinde ilk baktıkları yer google. Bu kişilere işlerine yarayacak, yaratıcı bir fırsat sunabilir, ürününüze, hizmetinize olan ilgiliyi ve satışı arttırabilirsiniz

Bu örnekte fırsat ürünü; saç dökülmesini önleyen bir şampuan, mezoterapi, dökülmeyi önleyen serum vb ürünler olabilir.

Bu kısımda kısaca bir parantez açmak istedim. Google artık tüm mecralar için ( TV,Radyo, Gazete,  vb )  bir huni görevi görüyor. Tüm öğrendiklerimizi, duyduklarımızı öncelikli olarak google’ın hunisinden geçiriyor daha sonra aksiyon alıyoruz.

Siz de kendi ürününüz ve hizmetinizle ilgili benzer çalışmalar yapabilirsiniz.  Unutmamanız gereken kısım;

‘Google Adwords, sizin pazarlama iletişiminiz içinde mevcut genel planınızın bir parçası ve mecralarınızdan sadece birisi. Google kampanyalarını kurgularken offline süreçleri ,sektör ve dönemsel dinamikleri göz ardı etmemelisiniz’

Şimdiden kolay gelsin.

Read More

Hamili Kart Yakınimdir – ’Genç’ Arkadaşlara Öneriler

Sektörün geçmişi ve yaşım düşünüldüğünde uzun sayılabilecek bir dönemdir internet reklamcılığı alanında çalışıyorum. Bu süre zarfında bir çok proje için emek verdim, zaman harcadım, dirsek çürüttüm.  Aslına bakarsınız “reklam, pazarlama alanında kendimi hem okullu hem de alaylı olarak görüyorum” diyebilirim.

‘Genç’ ( tırnak içinde genç) arkadaşlara, bu sektörde çalışmak isteyen, şu anda üniversitede okuyan ve bir şekilde bu sektörde, yani genel anlamıyla dijital tarafta çalışmak isteyen arkadaşlara bir dizi öneride bulunmak istiyorum, haddim olmayarak.  Gerçi ‘genç’ arkadaşlara en fazla öneri sunulan sektör de bu sektör ya… Orası da ayrı bir durum.

Öncelikle  iki atasözünü hatırlatarak başlamak istiyorum; bunlardan ilki ‘Körler sağırlar birbirini ağırlar‘ ve diğeri de “Koyunun olmadığı yerde keçiye Abdurrahman Çelebi derler.

İstanbul merkezli Türkiye internet sektörünü tanımlamak için kullanılacak en iyi sözlerin bu iki atasözü olduğunu düşünüyorum. İnfografiklere, sayılara ve şişirilmiş rakamlara ihtiyacınız olmadığını da belirteyim. Bu iki atasözünü hatırlamanız ve yola o şekilde çıkmanız yeterli olacaktır.

Nasıl mı?

Öyle bir sektör düşün ki; hayatında e-ticaret girişimi yapmamış,  bir e-ticaret sitesi yönetmemiş hatta bir e-ticaret firmasında çalışmamış kişilerin, e-ticaret firmalarına ‘Danışmanlık’  verdiği,  e-ticaret portallarında e- ticaret hakkında ahkam kestiği bir sektör.

Öyle bir sektör ki ; ‘Girişimcilik’ adı altında kişisel ‘cilalama’ seanslarının düzenlendiği herhangi bir alanda uzmanlığı olmayan kişilerin adlarının baş tarafına; girişimci, futurist, entrepreneur (girişimci) gibi sıfatlar eklediği bir sektör.

Öyle bir sektör ki; yabancıların deyimiyle ‘Networking’ yani iş ağının, çevresinin eski usul ‘hamili kart yakinimdire‘ dönüştüğü bir sektör.

İş yapanların değil çok konuşanların ve bu düzenden beslenenlerin, yani;  Körlerin ve sağırların birbirini ağırladığı bir sektör.

Olmayan başarılara düzülen methiyelerin ve sahte alkışların havada uçuştuğu bir sektör. Yani; bilenle bilmeyenin karıştığı; koyunun ses çıkarmadığı yerde keçilerin Abdurrahman Çelebi’ye döndüğü bir sektör.

Arkadaşlar, kusura bakmayın ama yine ‘öğüt’ ve ‘nasihat’ ve ‘ öneri’ veremedim.  Kendi tanımlamalarımı yaptım sadece. Öneri vermeyi de çok sevmiyorum hani biz daha yolun başındayken…

Ama şunu net olarak söyleyebilirim  iş hayatınızda seçeceğiniz yol, bürüneceğiniz kimlikler bizim karakter izdüşümlerimiz oluyor genelde. Onun için endişe etmeyin neyseniz o oluyorsunuz yani

İnfografiklerim olmadığı için geçen hafta amsterdam’da çektiğim bir fotoğrafı paylaşıyorum sizinle körler ve sağırların organik bağlarını örneklendirir nitelikte. Bir comscore değil ama bence durumu özetliyor

Please TeLL ME A LIE!

Read More

26 Mart Cumartesi günü, Markefront da Google Adwords ve İnternet Reklamcılığı  eğitimini  gerçekleştirdik. Google  arama ve görüntülü reklam ağı reklamcılığı ağırlıklı olmak üzere internet reklamcılığı  üzerine keyifli  bir eğitimdi diyebilirim kendi adıma.

Eğitim verirken en keyif aldığım zamanlar kuşkusuz güzel yerlerden gelen sorular :) Bu eğitimde soru yağmuruna tutulduğum için ayrı bir   keyif aldım diyebilirim.  Katılımcılar, Türk

iye’nin kendi sektörleri içerisinde önde gelen şirketlerinin yöneticileri olunca , ister istemez Ajans-Kurumsal  ilişkileri  üzerine dedikodu da yaptık :) Kısaca keyifli bir eğitimdi katılanlara teşekkür ederim.

Read More

Bir önceki yazimda da belirtmistim. 5 ekim Sali günü Aytaç Mestçi‘yle birlikte Istanbul sanayi odasinda “Google Reklamciligi”  üzerine bir egitim-seminer verdik. Seminer beklentilerimizin çok üstünde bir katılımla gerçeklesti. -120 kisiye yakin – çok yorucu ama bir o kadar faydali bir eğitim oldu. Geri bildirimler çok güzel gelen insanlar gerçekten kafalarinda bir çok soruya cevap bulup döndüklerini ilettiler.

iki konu dikkatimi çekti;

Birincisi kadinlarin sayisi çok fazlaydi ve erkeklerden daha aktif katilim gösterdiler. Sektör adina iyi bir gelisme olarak görüyorum. ikincisi ve önemli olan tarafı egitime katilanlarin gerçekten nitelikli kisiler olmasi ve genelde büyük kurumlari temsilen gelmeleriydi.

“Sirketler google reklamciligini ve gücünü anladilar” seklinde yorumlamak da mümkün fakat bence bu uyanış sadece Google Reklamciliginin efektif olmasindan ya da sirketlere yaptigi katkidan kaynaklanmiyor. Ayni zamanda sirketler artik harcadiklari parayi ajans tarafinda sorgulamak istiyorlar. Bir çok kisi ders arasinda gelip, “su ajansla çalisiyoruz siz ne dersiniz” tarzinda sorular yönelttiler. Kimileri bazi ajanslardan dert yandi. Harcadiklari paralarin bosa gittigini, kendilerine detayli raporlamalarin sunulmadigindan sikayet etti.

Ben uzun zamandan beri bu konu hakkin da düşünüyor,yaziyor meslektaslarimla konuyu paylasiyorum. Kisa vadede  para kazanmak adina ajanslar müşteri tarafini kaba bir tabir olacak ama “kandiriyorlar”.Orta ve Uzun vadede bu tarz yaklasimlarin sadece bahsi geçen ajanslara değil tüm sektöre ve sistemin kendisine zarar verecegini düsünüyorum. Bu egitimlerin sirketleri ve bireyleri bilgilendirme adina çok yararli olduğunu 5 ekim günü bir kez daha anladim.Egitime katilanlara ve katki yapanlara buradan tekrar tesekkür etmek istiyorum.

Eğitimlerimiz artarak ve çesitlenerek devam edecek tekip etmenizi öneririm

Read More

Uzun zamandir blogumu güncellemiyorum. Bu süre zarfında hem benim profesyonel is hayatimda hem de sektörde bir sürü sey degisti. Bir sürü yenilik oldu vs vs. Yazmiyor olabilirim ama yıllardan beri oldugu gibi sektörü siki sikiya takip etmeye devam ediyorum :)

Su anda yazacaklarimi is yogunlugundan dolayi yakin zamanda unutuyor olabilirim ama yine de tarihe not düseyim belki kendime baski araci olarak kullanirim ilerde :)  Hem deneyimlerim hem de sektörle ilgili “Daha fazla yazmaya gayret gösterecegim”.

Bu zaman içerisinde -ki aylara tekabül ediyor- Is hayatımda bir dizi radikal denebilecek karar aldim. Yakin zamanda ilkini yayina alacagimiz projelerimiz üzerinde çalisiyorum. Çok heyecanli bir süreç olduğunu söyleyebilirim. Bunun yani sira egitim ve danismanlik tarafim son sürat devam ediyor.

Su siralarda egitim ve seminer takvimim çok yogun. Hatta bu yaziyi yazdigim günün ertesi günü Istanbul sanayi odasinda egitim veriyor olacagim. Bir de unutmadan TRT radyoda Google Adwords ve internet reklamciligi  üzerine Aytaç Mestçi‘nin konugu olmustum. Eski bir haber evet ama kendi bloguma bile yazmamistim bu da tariha not olsun. :)

Read More

Size viral bir video çekelim. Facebook’ta fanpage kuralım. Twitter’da hesap açalım. Mikro site yapıp, birde iphone aplikasyonu yaptık mı dijital dünyada yerinizi alırsınız.

Eğer pazarlama dünyasıyla ilgileniyorsanız, özelliklede bir markanın pazarlama departmanın da çalışıyorsanız, bu cümle kalıplarını çalıştığınız ya da sizinle çalışmak isteyen “dijital ajanslar”dan duyuyorsunuzdur. Bu çalışmaları neden sonuç içerisinde incelemeye başlayıp soru sormaya çalıştığınızda önünüze ısıtılıp koyulan aynı bu cümle kalıpları gibi benzeştir.

Çünkü,herkes sosyal medyada, çok popüler, etkisi büyük, ölçümlenebilir”

Dijital reklamcılığı konveksiyonel reklamcılıktan ayıran dijitalin “ruhuna” aykırı bu yaklaşımı reklamcılığın anavatanı sayılabilecek ABD’den rakamlarla biraz inceleyelim.

ABD’de 30 büyük reklamveren marka üzerinde yapılan pilot araştırmada her yıl reklamlara harcanan 300 milyar doların 112 miyar dolarının boşa gittiği belirlenmiş.

Rakamları tahayyül etmeye çalışalım: Harcanan emeğin, zamanın, paranın üçte biri boşa gidiyor.

Peki nasıl oluyor da bu kadar büyük reklam bütçeleri boşa gidiyor? Yine ABD’den bir örnekle cevap verelim.

**Detroit’in büyük reklamverenleri General Motors, Ford ve Chrysler. Yani Motown’da bilindikleri isimle “3 büyükler.” Detroit’teki büyük ajanslardan birinin medya direktörü bize, 3 büyüklerdden biriyle çalıştığı dönemde, televizyon harcamasını şehirdeki esas oğlanın; yani en çok televizyon harcaması yapan reklamverenin harcama raporlarına bakarak düzenlediklerini söylemişti. Bu yöntemin harcama seviyesini belirlemek için sihirli bir formül olduğunu sanıyorlardı. Birkaç yıl sonra, bahsettiği rakip şirkette çalışmaya başlamış ve reklam ajansına televizyon bütçelerini neye göre düzenlediklerini sormuş. Ne cevap vermişler dersiniz? Diğer 3 büyük otomobil markasının televizyon harcamalarına bakıp ona göre düzenlediklerini söylemişler!”.

Bu hazır kalıpların nereden geldiğini anlayabildik mi? :)

Sizin için yaptığımız mikrositeye 4 haftada 3 milyon kişiyi getirdik”. Hangi 3 milyon kişi? Site ziyaretçilerinin profili belirlenen kampanya hedeflerle uygun profildeki kişiler mi? Peki Ya ROI? Sorular uzayıp gider…

Ajanslar, çalıştıklarını markaların internetteki mevcut durumunu belirleyip, dijitalin tüm silahlarını markalar için doğru bir karmada sunmalıdır. Ajanslar markalar için aynı beden ve standartlarda konfeksiyon ürün üreten yerler değildir. Onlar yeni çağın terzileridir.

** What Sticks Kitabından

Read More

Biliyorsunuz son dönemlerde bir seçim yarışıdır gidiyor. Partiler, adaylar farklı iletişim kanallarından seçmenlere ulaşmaya çalışıyorlar. Maalesef Bilgi çağında olmamıza rağmen şu iğrenç bayrak yarışısı rezaletinden kurtulamadık. Heryer alabildiğine bayrak, afiş bazen gökyüzünü görmekte zorlanıyorum dersem inanın abartmış olmam.
Sabah işe gelirken hürriyet gazetesi aldım. İnternet yüzünden bazen gazete almayı aksatsamda gazeteyi her elime aldığımda yanlış yaptığımı, gazeteyi gazeteteden okumak
gerektiğini anlıyorum.
Gazetede ilk gözüme çarpan Bakırköy belediye başkan adayı Ateş Ünal Erzenin’in stickerla logonun üst tarafına yapşıtırılmış ilanıydı. Eee ne var ki bunda diyebilirsiniz hemen cevap vereyim. Gazeteyi Bahçelievlerden aldım yani Sayın Ateş Ünal Erzenin seçim bölgesinde olmayan bir yerden. Aklıma seçim iletişim çalışmalarını yürüten kişilerin bu hatayı nasıl yaptıklarını yerel bir adayın ilanlarının İstanbul baskısına nasıl verildiğini düşünürken (Tabi sadece Bahçelievlere verilmişte olabilir)

Bununla kalsa iyi gazeteyi açtığımda iyice dumur oldum. Dsp Şişli Belediye başkan adayı Mustafa Sarıgül’ün 4 sayfalık tanıtım gazeteciği tüm ihtişamı ve “Obama çakması” fotoğrafıyla karşımda duruyordu. Tamam, sayın Sarıgül’ün asıl hedefinin farklı bir koltuk olduğunu biliyoruz ama yinede Bahçelievler nireeee Şişli nireee? Siyasal iletişimi çağımıza en uygun olarak yürüten kişi Sayın Kılıçdaroğlu samimiyetini bazen sorgulasamda hem mobil hem internet üzerinden başarılı çalışmalar yürüttüğünü söyleyebilirim.
İşin özü; az zaman kaldı kime oy verirseniz verin fakat mutlaka vatandaşlık görevizini yerine getirmek için sandık başında olun.

Read More

Zor bir sene geçirdim.Blogumu ihmal ettim,iş değiştirdim,sağlık problemleri yaşadım.2009′da planladığım bir çok şey var.Şimdiden çalışmalarına başladığım kişisel bir projem var şubat gibi tamamlanmasını planlıyorum. 2009 beklentilerim büyük zamanla bir çoğunu paylaşıyor olacağım.Lafı fazla uzatmadan herkesin yeni yılını kutluyorum.

Read More

Social Widgets powered by AB-WebLog.com.