Archive
Web 2.0

 

Her sene olduğu gibi bu sene sonu da yıl değerlendirmesi ve 2012 öngörüleri yazılıp paylaşılıyor. Hem adettendir hem de tarihe not olması açısından 2011′le ilgili bir yazı yazmak istedim.

2011′i kısaca değerlendirdiğimde :   3 e-ticaret projesini yayına aldığımız ekip olarak  geceli gündüzlü çalıştığımız bir yıl geçirdik diyebilirim.

İlk projemiz ve  amiral gemimiz  Eros Pırlanta ilk yılını doldurmak üzere. İlk yılımızda  kendi kategorimizde daha öncede paylaştığım gibi  ilkleri gerçekleştirdik ve öncü olduk. İçinde bulunduğumuz sektörün eski ve köklü markalarının yönetici ve kurucularının  Eros Pırlantayı ‘başarı hikayesi’ olarak anlattığını,  bu markaların çalıştıkları ajanslardaki arkadaşlarımdan dinliyor ve gurur duyuyorum. Yine bu sene içerisinde bizim kategoride sektöre çok giriş oldu. Hatta bu girişimlerden bazılarının kurucuları bizzat benimle iletişime geçerek açık yüreklikle fikirlerimden faydalanmak istediklerinden bahsettiler. Uzun uzun konuştuk.

Bulunduğumuz kategoriye bir çok yenilik getirdik. Bunların tamamı tüketici yararına olduğu içinde ayrı bir mutluyuz. Bu sene başında yola çıktığımızda bizim kategorimizde 7 gün olan iade süresini 30 güne çıkarttık. Müşterilermize dedik ki ”iade de dahi kargoyu biz ödüyoruz hem  de O TL kesinti” ( 8. gün iade ettiğinizde minumum % 20 kesinti yapılırdı/Riski yüksek bir durum ve sektörde ilk ) Bizden sonra açılan aynı kategorideki tüm markalar bu süreyi 30 güne çıkarttı. Sektöre armağanımızdır güle güle kullansınlar.

Müşteri hizmetleri alanında  daha iyi hizmet ve ve kullanılabilirlik arttırmak için geliştirdiğimiz modüller oldu. Kısa sürede kopyaladılar sağolsunlar.  Biz sıkıntı yaratmatık orada burada bağırmadık  ama metinlerimizi bile kopyaladıklarında çok güldük.

Elektronik Ticaret Derneği tarafından, 2011′in iyileri ödüllerinde Markafoni, Mynet gibi Türk internet sektörünün devleriyle aynı sahnede ödül alıp  ’ 2011 yılı  en başarılı İnternet‘ girişimi seçildik.

Burada bir dipnot eklemek isterim

”Ödüller güzeldir, motive eder ama çok da anlam yüklemiyoruz açıkcası. Biz e-ticaret yapıyoruz. Bu işin başarı metrikleri çok net ve açık. E-ticarette başarı,rakamlarla doğrulanabilir olduğundan biz yaptığımız işin ödülünü yıl sonu rakamlarına baktığımızda net görüyoruz.”

Bu sene içerisinde sadece ‘satış’ değil marka bilinirliği açısından da Türkiye’nin en büyük markalarıyla  işbirliği ve proje geliştirdik. İlk senemiz olmasına  ve yeni bir girişim olmamıza rağmen doğru projelerle doğru zamanda büyük markalara gittik.  ve net söyleyebilirim ’küçük’ olmamızla ilgilenmediler. ( Ayrı bir yazı konusu)

Geçen hafta kız arkadaşımla sohbet ederken  bana üniversitelerine konuşmacı olarak gelen başarılı bir şirket’in Ceo’sunun anlattıklarını aktardı.

” Şirketler üçe ayrılır : Birincisi en baştaki devler  ulaşılmaz, fil dişi kulelerinden sektörü izleyenler. Alttakileri görmezler, farketmezler. İkinci şirket tipi revizyonist şirketler. Bunlar orta ölçekliler ve gözleri sadece devlere bakıyor ve onlar gibi olmaya çalışıyorlar. Eksiklerini sürekli onlara göre revize ediyorlar ve hep ikinci sırada kalmaya mahkumlar.

Üçüncü şirket tipi ise devrimci şirketler. Kendilerine has duruşları var, kimseye öykünmüyorlar, sektörde en küçükten başlayıp, usul usul kendi dinamikleriyle ve doğrularıyla büyüyüp, cesaretli yeniliklerle bir numara olurlar. Tabi devler ne olduğunu anlamaz şaşırırlar. Hiç kafalarını çıkarıp aşağılara bakmadıkları için.

Biz bu hikayedeki üç şirket tipini de tanıyoruz. Siz de kendi sektörünüzde nerede olduğunuzu hangi kategoriye girdiğinizi ve markanızı nerede konumlandırmak istediğinizi iyi düşünün.

Biz kim olduğumuzu biliyoruz ya siz?

İyi Yıllar, Sevgiler

 

 

 

Read More

Dijital Dünya’nın ulaştığı rakamları  başarılı şekilde aktaran bir video. Bu videyo izledikten sonra aşağıdaki görseli de incelemenizi öneriyorum. Yakında bu video ve görselin düşündürttükleriyle ilgili bir yazı geliyor:)

Kaynak:DigitalBuzzBlog,http://jess3.com/

Read More

Türkiye’de yaygınlaşmaya başladığından beri facebook kullanıcısıyım. 2008 yılının son çeyreğinden beri de facebook üzerinden  markaların kampanya iletişim stratejileri  doğrultusunda farklı içeriklerle kampanyalar yönettim. Anlayacağınız facebook’u hem bir kişisel iletişim aracı olarak hem de iş için yoğun olarak kullanmaktayım. Durum böyleyken facebook ve yarattığı etki üzerine hiç yazı yazmadığımı –kendi bloğumda- farkettim. Tabi ben yazmasam da bugüne kadar facebook hakkında geleneksel mecradan sosyal medyaya kadar geniş yelpazede çokça yazı yazıldı, haber yapıldı. Benim konuya  yaklaşımım biraz daha farklı olacak. Facebook ve yarattığı fenomeni anlamak için öncelikle yarattığı etkinin bir bakıma izdüşümünü yansıtan sayısal verileri incelemenin faydalı olacağını düşünüyorum.

Siz de facebook istatistiklerini incelerken sayıların büyüklüğünden etkilenebilirsiniz.  Ben, asıl dikkati çeken noktanın sayısal büyüklükte olmadığını, önemin ayrıntılarda yani bu sayıların işaret ettiklerinde olduğunu düşünüyorum.  Özellikle platform ve mobil kategorileri konusunda yazacak, söylecek  çok şey var.

Şimdi kısaca Facebook’u 5 ana kategoride inceliyelim, önce başlıklar;

-Facebook istatistiki verileri

-Ortalama Kullanıcı verileri

-Uluslararası Büyüme

-Platformlar

-Mobil

Facebook istatistiki verileri

400 milyondan fazla aktif kullanıcısı var.

Aktif kullanıcıların en az %50’si hergün mutlaka facebook giriş yapıyor.

35 milyon kullanıcı her gün statüsünü değiştiriyor.

Her ay 3 milyar fotoğraf yükleniyor

Paylaşılan içerik her hafta 5 milyarı buluyor. (web linkleri,haberler,mesajlar,notlar,fotoğraf albümleri,blog)

Her ay 3,5  milyon etkinlik planlanıyor

1,5 milyondan fazla yerel işletmenin facebook sayfası var.

Kurulmuş gruplarda 5 milyar fan var.

Ortalama kullanıcı verileri

Her kullanıcının ortalam 130 arkadaşı var.

Her kullanıcı ortalama ayda 8 yeni arkadaş isteği gönderiyor

Her kullanıcı 1 ayda ortalam 4 hayran sayfasına üye oluyor

Her kullanıcı bir ayda ortalama 3 etkinliğe davet ediliyor

Her kullanıcı ortalama 13 gruba üye

Ulusarası büyüme

Faebook 70 ayrı dilde hizmet sunuyor

Toplam Facebook kullanıcılarının %70’i ABD dışında yaşıyor

300.000’in üzerinde kişi f

Platform

180’den fazla ülkede 1 milyon geliştirici var.

Facebook üzerinde şu anda aktif olarak 500.000 platform var.

250’den fazla uygulamanın ise bir milyondan fazla aktif kullanıcısı var.

60 milyondan fazla faebook kullanıcısı facebook cocnnet kullanıyor.

Mobil

100 milyondan fazla aktif kullanıcı Facebook’a mobil cihazları ile ulaşıyor.

Facebook’a mobil cihazlardan erişenler bilgisayardan erişenlere oranla facebook’u iki kat daha fazla kullanıyor.

200’den fazla cep telefonu operatörü 60 ülkede facebook ürünlerinin kullanımını teşvik ediyor servis sağlıyor.

Rakamlar gerçekten etkileyici. Bu rakamlara bakarak facebook üzerinde müthiş bir bilgi, içerik paylaşımı olduğunu söyleyebiliriz. Markaların ya da ajansların bu muazzam bilgi akışını ve kullanıcı popülasyonunu düzenli hale getirip pazarlama aktörüne çevirmesini sağlayan en önemli  araçlardan biri ve belki de önemlisi “facebook platformları” Facebook verilerine gore bu platformları geliştiren 1 milyon geliştirici var. Bu geliştiricilerin bu güne kadar geliştirdiği platform  sayısı ise 500.000’in üzerinde. Bu platformlara üye olanların sayıları   on milyonlar seviyesine ulaşmış durumda. Mevcut platformların büyük kısmı markalar tarafından genel iletişim ya da kampanya iletişimi için kullanılıyor. Facebook’un  ekosistemin büyüklüğü yavaş yavaş gözünüzde canlanıyordur. Bu bilgileri paylaşmışken 1.5 milyon yerel işletmenin facebook’ta sayfasının olduğunu ve bu yolla iletişim faaliyetlerinde bulunduklarını da ekleyelim.

Diğer taraftan facebook’un mobil kullanım oranları çok ciddi boyutlara ulaşmış durumda. 100 milyondan fazla kullanıcı facebook’a mobil cihazlarıyla ulaşıyor. Bu rakamdan daha  fazla dikkat çeken nokta ise mobil araçlarından facebook’a ulaşanların bilgisayardan ulaşanlara oranla facebook’u 2 kat daha fazla kullanması. Bu sonuçlar  gelecekteki internet kullanımın mobil ağırlıklı olacağına dair öngürüleri doğruluyor.

-250 kişilik facebook arkadaş listemde 85 kişi facebook’u mobil olarak kullanıyor-

Facebook istastikleri ve gelinen noktada facebook’un gelecekteki internet kullanımına dair bende yarattığı öngörüler şöyle;

Gelecekte internet  erişimi büyük oranda mobil cihazlardan yapılacak. Mobil cihazların ve buna bağlı olarak lokasyon bazlı servislerin gelişmesi markalara farklı farklı kurgularla tüketiciye ulaşmasını sağlayacak.

Platformların bu kadar hızla büyümesi  “topluluk yaratımı” kavramının daha fazla önem kazanacağını,  ama asıl  fırsatın bu toplulukların yarattığı bilgiyi ölçümleme  ve anlamlı hale getirme  kısmında olduğunu düşünüyorum.

Liste uzatılabilir.  Söylenecek daha çok şey var. Daha sonraki yazılarda bu konuyu daha fazla açmaya çalışacağım.

Sizin de konuya dair fikirleriniz varsa yorum kısmından paylaşabilirsiniz.

Read More

Size viral bir video çekelim. Facebook’ta fanpage kuralım. Twitter’da hesap açalım. Mikro site yapıp, birde iphone aplikasyonu yaptık mı dijital dünyada yerinizi alırsınız.

Eğer pazarlama dünyasıyla ilgileniyorsanız, özelliklede bir markanın pazarlama departmanın da çalışıyorsanız, bu cümle kalıplarını çalıştığınız ya da sizinle çalışmak isteyen “dijital ajanslar”dan duyuyorsunuzdur. Bu çalışmaları neden sonuç içerisinde incelemeye başlayıp soru sormaya çalıştığınızda önünüze ısıtılıp koyulan aynı bu cümle kalıpları gibi benzeştir.

Çünkü,herkes sosyal medyada, çok popüler, etkisi büyük, ölçümlenebilir”

Dijital reklamcılığı konveksiyonel reklamcılıktan ayıran dijitalin “ruhuna” aykırı bu yaklaşımı reklamcılığın anavatanı sayılabilecek ABD’den rakamlarla biraz inceleyelim.

ABD’de 30 büyük reklamveren marka üzerinde yapılan pilot araştırmada her yıl reklamlara harcanan 300 milyar doların 112 miyar dolarının boşa gittiği belirlenmiş.

Rakamları tahayyül etmeye çalışalım: Harcanan emeğin, zamanın, paranın üçte biri boşa gidiyor.

Peki nasıl oluyor da bu kadar büyük reklam bütçeleri boşa gidiyor? Yine ABD’den bir örnekle cevap verelim.

**Detroit’in büyük reklamverenleri General Motors, Ford ve Chrysler. Yani Motown’da bilindikleri isimle “3 büyükler.” Detroit’teki büyük ajanslardan birinin medya direktörü bize, 3 büyüklerdden biriyle çalıştığı dönemde, televizyon harcamasını şehirdeki esas oğlanın; yani en çok televizyon harcaması yapan reklamverenin harcama raporlarına bakarak düzenlediklerini söylemişti. Bu yöntemin harcama seviyesini belirlemek için sihirli bir formül olduğunu sanıyorlardı. Birkaç yıl sonra, bahsettiği rakip şirkette çalışmaya başlamış ve reklam ajansına televizyon bütçelerini neye göre düzenlediklerini sormuş. Ne cevap vermişler dersiniz? Diğer 3 büyük otomobil markasının televizyon harcamalarına bakıp ona göre düzenlediklerini söylemişler!”.

Bu hazır kalıpların nereden geldiğini anlayabildik mi? :)

Sizin için yaptığımız mikrositeye 4 haftada 3 milyon kişiyi getirdik”. Hangi 3 milyon kişi? Site ziyaretçilerinin profili belirlenen kampanya hedeflerle uygun profildeki kişiler mi? Peki Ya ROI? Sorular uzayıp gider…

Ajanslar, çalıştıklarını markaların internetteki mevcut durumunu belirleyip, dijitalin tüm silahlarını markalar için doğru bir karmada sunmalıdır. Ajanslar markalar için aynı beden ve standartlarda konfeksiyon ürün üreten yerler değildir. Onlar yeni çağın terzileridir.

** What Sticks Kitabından

Read More


Yukarıda Google’da aynı anahtar kelimelerin farklı tarihlerde arama sonuç sayfalarında listelenmiş halini görüyorsunuz. Sonuç sayfalarını biraz daha dikkatli incelediğinizde 2009 yılında yapılan aramalarda video ve sosyal ağların ağırlığı sizin de dikkatinizi çekmiştir.

Bu veriler iki şekilde yorumlanabilir: Arama motorlarının artık video’ları da sonuç sayfalarında indexlemeye başlamış olması, sosyal ağların popüler olup mevcut içeriklerinin artmasıyla birlikte doğal arama sonuçlarında indexlenerek üst sıralara çıkması.

Bu iki yorumda aslında doğru ama çok yeterli değil. 2009 yılında ComScore ve GroupM Search&M80 tarafından yapılan araştırma hem yukarıdaki görselleri açıklıyor hem de bize yeni bir perspektif sunuyor.

Araştırma sonuçlarından kısaca bahsedelim;

Arama motoru ve sosyal medya kampanyaları birlikte yürütüldüğünde marka ürünleriyle ilgili aramalar sadece arama motoru kullanılan kampanyalara göre 2.8 kat daha fazla arama yapılmış.

Arama Motoru ve Sosyal Medya kampanyaları’nın birlikte kullanılması tıklamayı %50 arttırmış.

Yapılan araştırma satın alma aramalarında da iki kanalın kullanılmasının daha etkili olduğunu gösteriyor.

Tüm bu veriler Google’ın sosyal medyayı daha çok önemsediği ve gelecekte bu konuda çok daha fazla araç sunacağının habercisi aynı zamanda bu iki dijital kanalın birbirine ne kadar yaklaştığınında.
Şu anda mevcut kampanyalarınız varsa Google Analytics‘den sosyal medya kaynaklı trafiği ölçerek araştırma sonuçlarını kendi kampanyanız üzerinden yorumlayabilirsiniz.

Read More


Türkiye siyasi argümanlardan mesleki terimlere kadar uzanan geniş bir yelpazede derin kavram kargaşalarının yaşandığı bir ülke. Bu kavram kargaşasının etkilerini hem siyasi arenada hem mesleki platformlarda sıkça gözlemliyorum.

Üniversite yıllarımdan beri adı bile bu kavram kargaşasının göbeğinde olan bir mesleği icra etmeye çalışıyorum.”Pazarlama” Üniversiteden sonra tamamen kendi isteğim doğrultusunda birazda tırmalayarak kendi sektörünün en büyük şirketlerinin pazarlama ve iş geliştirme departmanlarında çalıştım. Amacıma ulaşmam açısından güzel gibi gözükse de ailem için zor bir süreçti. Yakın çevremiz, aile dostlarımız aileme Ahmet ne iş yapıyor diye sorduklarında “mühendis ya da doktor” yerine pazarlamacı dediklerinde karşı tarafta nedeni bilinmeyen bir şekilde yüzlerine kadar yansıyan derin bir “ vah vahhh” ifadesi beliriyordu.

Hatta ne yalan söyleyeyim zaman zaman ben bile çevremdeki bazı kişilere – eğitimli kişilerden bahsediyorum- mesleğimi, algılatmakta zorluk çektiğim zamanlar olmadı değil.

Tam da kavramlar ve pazarlamaya gelmişken kendi sektörümün bir kavram fabrikası olduğunu söyleyebilirim.Gün geçmiyor ki yeni bir kavram yeni bir kelime girmesin pazarlama sözlüğüne bunun nedenlerinden biride Pazarlamanın teknolojiyle paralel olarak değişen ve gelişen bir alan olması evet her sektör için geçerli bu ama pazarlamada çok daha yoğun yaşanıyor. Örneğin; Bundan 10 yıl önce İphone gibi bir cihazdan söz edilemeyeceği için onun için geliştirilen aplikasyonlar ve aplikasyonların reklam mecrası olarak kullanımdan söz edilemezdi ya da internette içeriğin gelişmesi ve zenginleşmesiyle birlikte çoğalan sosyal mecraların bir reklam mecrası, aracı olarak kullanımdan da bahsedilmezdi. Mesleğim gereği bu kavramlara aşina olmama rağmen benim bile takip etmekte zorlandığım zamanlar oluyor.

Çalıştığım kurumlarda da rastladığım handikaplardan biride bu kavramları araç değil amaç olarak gören yöneticiler sadece çalıştığım kurumlarda değil gözlemlediğim diğer kurumlarda şirket yöneticilerin direk pazarlama departmanına ya da çalıştığı ajansa gidip “web 2.0 yapmak istiyorum, community yaratmak istiyorum, sosyal ağlarda aktif olmak” istiyorum diye başlayan bir istekler silsilesinden bahsediyorum.

Web 2.0 platformunda ya da sosyal medyada başarılı olan firmalar öykünen bu yöneticilerin gözden kaçırdğı en önemli noktalardan biride aslında bu başarılı firmaların en temel pratiği uyguluyor olmaları yani müşteriyi dinlemeleri , ihtiyaçlarını görmeleri ve bunu uygun çözümler üretmeleri. Bu bahsettiğim süreç bu kavramların çıkmasından 100 yıl öncede uygulanıyordu bundan 100 yıl sonrada başka başka kavramlar adı altında uygulanacak. Müşteriye ulaşmak için farklı araçlar kullanacağız belki dolayısıyla kavramlarda değişecek fakat kurumların ulaşmak istediği amaç ve bunun gerçekleşmesi için geçerli kurallar pratikte aynı kalacak.

Read More

e hem Türkiye’de hem Dünyada en çok sözü edilen üzerinde konuşulan tartışılan, konu şüphesiz ki “Kriz”(inanmıyorsunuz aşağıdaki grafiği inceleyin/Google Trends) Şirketler Kriz dönemlerinde stratejik bir hata yapıp pazarlama harcamalarında kesintiye gidebilir. Stratejik bir hata diyorum çünkü tam da bu dönem rakiplerinizin sahalardan çekildiği farklılık yaratabileceğiniz, tüketicilerin tüketim noktasında daha net algılara sahip olduğu dönemlerdir.Kriz’e pazarlama departmanları,ajanslar gözünden baktığımızda ise krizin harcamalara getirdiği yüksek kontrol özellikle interaktif pazarlama açısından fırsatların doğmasına yol açıyor

Şöyle ki; Kriz dönemleri, yukarda yazdığım hususlardan dolayı şirketlerin pazarlama harcamalarında kaynaklarını daha kontrollü kullandığı yapılan her harcamanın sorgulanması konusunda daha sıkı reflekslerin oluştuğu dönemler.Bu da yapılan harcamaların kesin ve net ölçümlenebilmesi,doğru hedef kitleye doğru ve etkin kanalardan ulaşılması gibi sonuçları bakımından interaktif pazarlamayı işaret ediyor daha doğrusu ip’nin beceri alanına giriyor. Eee o kadar yazdık savurduk birazda sayılarla savımızı destekleyelim. Dijital reklam gelirlerin 2011 yılında 153.4 miyar dolar seviyesine gelmesi bekleniyor 2007 yılında bu rakamın 12.7 milyar dolar olduğunu düşünürsek varın büyüme hızını siz düşünün. Rakamlar çok büyük olsa da geleneksel mecraların altında kaldığını söylemek lazım ama büyüme hızı olarak interkaktif pazarlamanın yanına yaklaşacak bir mecra söz konusu değil. Türkiye de ise durum çok farklı değil 2006 yılında 32 milyon dolarlık bir hacim söz konusu iken 2008 yılında 80 milyon doları geçecek gibi görünüyor. 2009 ise daha parlak yapılan araştırmalar 118 milyon seviyesine yakalanacağı gösteriyor.Yeni dönemde zaten arkasına bir rüzgar almış olan interaktif pazarlamanın krizle beraber yelkenini daha çok rüzgarla dolduracağı kesin.Önümüzdeki yazılarda interaktif pazarlama,arama motoru pazarlaması gibi konularda yazılar yazmaya devam edeceğim.

Sayısal veriler Digital Age Dergisi 08/01/09 tarihli ekinden alınmıştır.

Not:Bu yazı www.yaraticifikirler.biz adlı reklam pazarlama blogunda da yayınlanmıştır.

Read More

Social Widgets powered by AB-WebLog.com.