Yeni Başlıyoruz…

 

Bir süredir yaz(a)mıyordum.  Suçluluk duygusu ağır basıyor yazmadığım zamanlarda bloğun yüzünü dahi açamıyorum 🙂

Uzun zaman sonra güzel bir haber için tarihe not düşme düşüncesiyle tekrar yazma ihtiyacı hissettim.

Eros Pırlanta’nın gelişiminden ve başarılarından geçmiş yazılarımda bahsetmiştim. 1 ve 2   Ekip olarak, yine bir dönüm noktasındayız. Eros Pırlanta’nın ilk fiziki mağazasını Kuyum ve Pırlanta’nın kalbi  Kapalıçarşıya açıyoruz ( son hazırlıklar bitmek üzere) Çok şık Beyaz ve Turkuaz renklerin yani kurumsal renklerimizin ağırlıklı olduğu bir mağaza oldu. – Herkesi bekleriz :)-

www.erospirlanta.com

Bu sadece bizim için değil bizim kategori özelinde online’da iş yapanlar için önemli bir gelişme çünkü; Bizim kategorimizde Online bir girişim olarak başlayıp Fiziki mağaza açan ilk ve tek Online Pırlanta Mağazası ErosPırlanta.com oldu.

İnternet iş modelini sürdürmeye devam ediyoruz  kuşkusuz ‘asıl işimiz’ internet. Online ve Fiziki mağazaları birbirini besleyecek şekilde kurgulamaya başladık. Amacımız müşteri odaklı farklı kurgular,ürünler ve uygulamalar geliştirmek.

Sonuç olarak, 1,5 senemizi doldurmadan ciro’da milyon TL seviyesini çoktan geçtik  fiziki bir de mağaza açtık. Önemli gelişmeler yaşadık bizi daha da heyecanlandıran  nokta yeni başlıyor olmamız. Bu senenin ikinci yarısında Çok önemli içerik ve teknoloji yatırımı yapmaya hazırlanıyoruz.

Yani çok daha yoğun ve öğretici bir döneme giriyoruz.

 

Bu yazı’nın ulaştığı her yerde aynı ekosistemi paylaştığımız tüm ‘internetçilere’ sesleniyorum. Eğer bir projeniz varsa,makale yazmak, haber yazmak sizi bir konuda uzmanlaştırmaz ya da projenizi hayata geçirmez.

Aslolan ”yapmaktır”

Tony Wagner’in dediği gibi,

Dünya ne bildiğinizle ilgilenmiyor. Dünyanın umrunda olan bildiklerinizle neler yaptığınız.

 

Startup değil iş kurun girişimci değil kurucu olun

 

Startup değil iş kurun girişimci değil kurucu olun

 

Son dönemde okuduğum kitaplar içerisinde  en çok keyif aldıklarımın başında geliyor  ‘Sil Baştan /Rework’.  Kitabın yazarları dünyaca ünlü proje yönetim yazılımı BaseCamp‘ın yaratıcıları Jason Fried ve David Heinemeir Hansson.

Kitabın mottosu içeriğiyle ilgili çok güzel bir ipucu veriyor : ‘İş Hayatıyla ilgili tüm bildiklerinizi unutun’ Rework’u okumaya başladıktan sonra bunun ne anlama geldiğini iyi anlıyorsunuz.  Ben kitabı okurken ‘bir solukta okumak’ deyimini tam anlamıyla yaşadım diyebilirim.

Bana kalırsa Rework’un  en keyifli yanı Silikon vadisinin yarattığı ruha -Benim deyimimle- ‘romantik gerçeküstücülüğe‘  göndermeler yapması ve bu ruha anarşist ve gerçekçi  bir bakış açısıyla yaklaşmasıydı.

Kitabın ruhunu -bence- en iyi anlatan pasajları kitaptan ayıkladım ve kendi penceremden irdelemeye çalıştım.

Startup şirketi değil gerçek bir iş kurun

Startup şirketleri… Çok ilgi gören, özel bir şirket türüdür (özellikle teknoloji dünyasında) Startup şirketleri sihirli yerlerdir. Orada masraflar başka insanların derdidir. Orada ciro dediğimiz şey can sıkıcı şey sorun olmaktan çıkmıştır. Orada,kendiniz para kazanmanın bir yolunu bulana kadar başkasının parasını harcayabilirsiniz. Orada fizik kuralları geçerli değildir. Bu sihirli yerin tek bir sorunu vardır: bir peri masalından ibaret olması.

İşin gerçeği, her şirket aynı piyasa kuvvetleri ve ekonomik kurallara tabidir. ‘Ya kar ederseniz ya da kaybolup giderseniz’

Sizce de haklı değil mi? havalı terimler,cam binada ofisler,okşanmış egolar. Hepsi kulağa hoş geliyor. Fakat yaptığımız işin en son noktada amacı kar etmek ve bunu sürdürülebilir kılmak. Her zaman söylerim ,önüne ‘e’ koysak da ticaret, ticarettir ve ilk kuralı kar etmektir. Ancak kar ederek ayakta kalabilir ve başarılı olabilirsiniz. Gerçek bir şirket gibi davranın başarma ihtimaliniz çok daha yüksek olacaktır.

‘Girişimci’ lafından gına geldi

Gelin, girişimci terimini çöpe atalım. Modası geçmiş ve aşırı yüklü bir terim bu. Üye olmayanların giremeyeceği bir kulübe benziyor. Herkes kendi şirketini kurmak konusunda desteklenmeli; bu destek herkese verilmeli, sadece kendini girişimci olarak tanımlayan o ender türün mensuplarına değil.

Aşırı yüklenmiş, üstümüzde iki beden büyük elbise giymiş izlenimi veren ünvanları seviyoruz değil mi?  Entrepenur, E-founder, Business Angel,  ya da benim en sevdiğim : 3 kişilik şirkette CEO.

Ünvanları bir kenara koyun. Yaptığı işin içini dolduracak uzmanlıkları olmayan insanların sıfatlara ihtiyaçları vardır.

Plan Yapmak tahmin yüretmektir.

Eğer bir kahin değilseniz, uzun vadeli iş planları yapmak birer fanteziden ibarettir. Kontrolünüzde olmayan çok fazla etken vardır: piyasa koşulları,rakipler,müşteriler,ekonomi vs Plan yapmak, aslında kontrol edemeyeceğiniz şeylerin üzerinde tahakküm kurduğunuz hissini verir.

Girişimcilerin ya da girişimci adaylarının  en sık kullandığı kelime : ‘Business Plan’ iş planları,uzun vadeli stratejiler ve uzun vadeli yol haritaları. Bunların hiçbiri gerçekçi değil. Türkiye gibi sosyal ve sektörel verinin tutulmadığı/tutulamadığı yerde hangi veriye dayanarak iş planı hazırlayabilirsiniz ki? Verinin olmadığı yerde iş planından nasıl bahsedebiliriz peki?

Kontrol edilemeyen çok bilinmeyenli denklemler üzerinden strateji geliştirilmez. Strateji: ‘yoldayken’ karşınıza çıkan durumlara karşı aldığınız tutumların/kararların toplamıdır.

Özetle;

Ünvanları ve havalı terimleri rafa kaldırın. İş planı yapmak yerine ‘işe koyulun’ kısacası Startup değil, iş kurun girişimci değil kurucu olun.

 

Türkiye’de Bir İlk!

 

Başlık  tanıdık geldi mi?

Ya da daha doğru sormak gerekirse bu başlıktaki kelimeleri sıkça duyuyorsunuz değil mi?  Türkiye’deki lokal ya da ulusal bir çok marka, farklı hizmet ya da ürünleri  için bu sloganı sık sık kullanıyor. Bazıları yerinde ve içeriği dolduran kullanım.  Bazılarının  ise içi boş ve dayanaksız.

Bu yazıyı yazma fikri geçtiğimiz gün okuduğum bir haberden çıktı. Haberde, ”dünyaca ünlü fotoğraf ekipman üreticisi  Kodak’ın, New York borsasından atılacağı ve batmanın eşiğinde olduğu” yazıyordu. 188’de kurulan Kodak’ın bir özelliği var. Kodak, bugün neredeyse her evde bulunan ve (bence) modern çağı en çok değiştiren araçlardan birinin, dijital kameranın ( 1975) ve Fotoğraf filminin mucidi.

Değişimi Yönetebiliyor musunuz?

 

Peki ne olmuştu da böylesine önemli bir buluşu kâra çeviremeyip batma noktasına gelmişti?  Bu soruya onlarca cevap verilebilir. Özetlemek için ise iki kelime yeterli bence : ‘yeniliği ve değişimi yönetememek’

Yeniliği ve değişimi yönetebilmek  ilk olmaktan bir yeniliğe öncülük etmekten çoğu zaman daha önemli. Bunu gerçekleştiren  kurumlar, kendi ürün ve hizmet alanlarında ilk olmasalar bile çok başarılı olabiliyorlar.

Örnek mi?

Dünya’nın en yaygın ve başarılı arama motoru Google’ın ilk arama motoru olmadığını, Mp3 ve Akıllı telefon sektörünü tamamen değiştiren ve şekillendiren  Apple’ın  ilk Mp3 ‘ü ve akıllı telefonu icat etmediğini  ya da  2012 yılında 1 milyar üyeye ulaşmayı hedefleyen ve  kendi alanında bir rekor kıracak olan Facebook’un ilk sosyal ağ olmadığını.

Biliyorsunuz değil mi?

Siz hayatınızdaki değişimleri yönetebiliyor musunuz?

Yalınlık

 

Çok Seçenek Özgürlük Mü, Mutsuzluk Mu?

Bir yılı aşkın süredir yakın arkadaşlarımla üzerine sık sık sohbet ettiğim, araştırma ve okuma yaptığım bir konu var .” Yalınlık”  Bu disiplini benimsemeye ve  hayatımın her alanında yaygınlaştırmaya çalışıyorum.

İçinde yaşadığımız zamanın en büyük sorunuyla yani ‘Bolluk‘la ve onun getirdiği ‘kargaşa ve hızla‘ baş etmek pek de kolay değil. Çünkü basit ve yalın  olana ulaşmak bir süreç ve disiplinle mümkün.  Üründe, tasarımda, hizmette ve yaşamda hangi konu olursa olsun bir konuda yalınlaşmak aynı zamanda o konuyla ilgili derin bir bilgiye sahip olmayı  ve ayrıntılara hükmetmeyi  gerektiriyor.

Yalınlaşmaya giden  süreci  john Maeda ” Tasarım,Teknoloji, İş ve Yaşamda Başarı için Basitlik Kanunları’ adlı kitabında 10 madde de özetliyor:

1- Eksiltme

2- Düzenleme

3-Zaman

4-Öğrenme

5-Farklılıklar

6-Bağlam

7-Duygu

8-Güven

9-Başarısızlık

10- Bariz olanı çıkarıp anlamlı olanı ekleme

Bu süreç için bu listeyi kısaltıp uzatmak ya da kendi dinamiklerinizden hareketle yeni listeler oluşturmak mümkün.

John Maeda’nın listesini  özetlediğini düşündüğüm  benim en sevdiğim anektodlardan birisi de dünyaca ünlü heykeltraş Michelangelo’nun kendisine sorulan  bir soru karşısında verdiği cevap.

‘Michelangelo’ya sormuşlar: Bu kadar güzel heykelleri nasıl yapıyorsunuz? Cevabı kısa ve net olmuş:  “Mermerin fazlalıklarını alıyorum, geriye heykel kalıyor.” 

Benim ‘yalınlık’ yolculuğum devam ediyor. Yalın Düşünce ile  ilgili bulabildiğim tüm kaynakları okumaya ve anlamaya çalışıyorum. Bu yolculukta, okumaya  yeni başladığım kitapları ya da kaynakları bitirdiğimde onları da konu ekseninde yeni bir yazıyla tekrar paylaşırım.

 

Yazıyla İlgili Kitap ve Video Önerilerim

 

               

 

John Maead (  Ted Video)- Basitlik Üzerine 

 

2011’de neler oldu?

 

Her sene olduğu gibi bu sene sonu da yıl değerlendirmesi ve 2012 öngörüleri yazılıp paylaşılıyor. Hem adettendir hem de tarihe not olması açısından 2011’le ilgili bir yazı yazmak istedim.

2011’i kısaca değerlendirdiğimde :   3 e-ticaret projesini yayına aldığımız ekip olarak  geceli gündüzlü çalıştığımız bir yıl geçirdik diyebilirim.

İlk projemiz ve  amiral gemimiz  Eros Pırlanta ilk yılını doldurmak üzere. İlk yılımızda  kendi kategorimizde daha öncede paylaştığım gibi  ilkleri gerçekleştirdik ve öncü olduk. İçinde bulunduğumuz sektörün eski ve köklü markalarının yönetici ve kurucularının  Eros Pırlantayı ‘başarı hikayesi’ olarak anlattığını,  bu markaların çalıştıkları ajanslardaki arkadaşlarımdan dinliyor ve gurur duyuyorum. Yine bu sene içerisinde bizim kategoride sektöre çok giriş oldu. Hatta bu girişimlerden bazılarının kurucuları bizzat benimle iletişime geçerek açık yüreklikle fikirlerimden faydalanmak istediklerinden bahsettiler. Uzun uzun konuştuk.

Bulunduğumuz kategoriye bir çok yenilik getirdik. Bunların tamamı tüketici yararına olduğu içinde ayrı bir mutluyuz. Bu sene başında yola çıktığımızda bizim kategorimizde 7 gün olan iade süresini 30 güne çıkarttık. Müşterilermize dedik ki ”iade de dahi kargoyu biz ödüyoruz hem  de O TL kesinti” ( 8. gün iade ettiğinizde minumum % 20 kesinti yapılırdı/Riski yüksek bir durum ve sektörde ilk ) Bizden sonra açılan aynı kategorideki tüm markalar bu süreyi 30 güne çıkarttı. Sektöre armağanımızdır güle güle kullansınlar.

Müşteri hizmetleri alanında  daha iyi hizmet ve ve kullanılabilirlik arttırmak için geliştirdiğimiz modüller oldu. Kısa sürede kopyaladılar sağolsunlar.  Biz sıkıntı yaratmatık orada burada bağırmadık  ama metinlerimizi bile kopyaladıklarında çok güldük.

Elektronik Ticaret Derneği tarafından, 2011’in iyileri ödüllerinde Markafoni, Mynet gibi Türk internet sektörünün devleriyle aynı sahnede ödül alıp  ‘ 2011 yılı  en başarılı İnternet‘ girişimi seçildik.

Burada bir dipnot eklemek isterim

”Ödüller güzeldir, motive eder ama çok da anlam yüklemiyoruz açıkcası. Biz e-ticaret yapıyoruz. Bu işin başarı metrikleri çok net ve açık. E-ticarette başarı,rakamlarla doğrulanabilir olduğundan biz yaptığımız işin ödülünü yıl sonu rakamlarına baktığımızda net görüyoruz.”

Bu sene içerisinde sadece ‘satış’ değil marka bilinirliği açısından da Türkiye’nin en büyük markalarıyla  işbirliği ve proje geliştirdik. İlk senemiz olmasına  ve yeni bir girişim olmamıza rağmen doğru projelerle doğru zamanda büyük markalara gittik.  ve net söyleyebilirim ‘küçük’ olmamızla ilgilenmediler. ( Ayrı bir yazı konusu)

Geçen hafta kız arkadaşımla sohbet ederken  bana üniversitelerine konuşmacı olarak gelen başarılı bir şirket’in Ceo’sunun anlattıklarını aktardı.

” Şirketler üçe ayrılır : Birincisi en baştaki devler  ulaşılmaz, fil dişi kulelerinden sektörü izleyenler. Alttakileri görmezler, farketmezler. İkinci şirket tipi revizyonist şirketler. Bunlar orta ölçekliler ve gözleri sadece devlere bakıyor ve onlar gibi olmaya çalışıyorlar. Eksiklerini sürekli onlara göre revize ediyorlar ve hep ikinci sırada kalmaya mahkumlar.

Üçüncü şirket tipi ise devrimci şirketler. Kendilerine has duruşları var, kimseye öykünmüyorlar, sektörde en küçükten başlayıp, usul usul kendi dinamikleriyle ve doğrularıyla büyüyüp, cesaretli yeniliklerle bir numara olurlar. Tabi devler ne olduğunu anlamaz şaşırırlar. Hiç kafalarını çıkarıp aşağılara bakmadıkları için.

Biz bu hikayedeki üç şirket tipini de tanıyoruz. Siz de kendi sektörünüzde nerede olduğunuzu hangi kategoriye girdiğinizi ve markanızı nerede konumlandırmak istediğinizi iyi düşünün.

Biz kim olduğumuzu biliyoruz ya siz?

İyi Yıllar, Sevgiler

 

 

 

Excel Makrosu’ndan Hallice… Google Adwords Reklamları

2008 yılından beri arama motoru pazarlaması üzerine çalışıyorum. Hem ajanslar’da profesyonel olarak çalışırken, hem de daha sonrasında serbest zamanlı olarak danışmanlık verdiğim dönemlerde büyük markalarla çalışma ve hesaplarını yönetme şansı buldum. Bu dönem içerisinde ‘müşteri’ tarafıyla çok fazla iletişim halinde olduğum  gibi farklı sektörlerin dinamiklerini de inceleme ve öğrenme fırsatı da yakaladım.

Bu süre zarfında en çok dikkatimi çeken konulardan birisi, müşterilerin Google Adwords’ü çalıştıkları şirketlerin pazarlama planlarının ve offline süreçlerin  tamamen dışında düşünmeleri, adwords’ü  tüm iletişim sürecin tamamen dışında tutmalarıydı.

Adwords, Ajans ya da  kurumlarda ki bir  ‘bilen’  tarafından ‘girilmesi gereken’ bir mecra olarak görülüyor.  Medya planı bütçesi’nin küçük bir kısmıyla ‘harcanması gereken’ bir mecra olarak planda yerini alıyordu. Kampanya dönemi sonunda En iyi ihtimalle ajanslardan CTR bilgileri alınıyor ve plan kapatılıyordu.

Bu sure zarfında farklı kurumlarda ve sanayi odalarında google adwords konusunda eğitim verme, sunumlar yapma şansımda oldu. Genelde  sunumlarda ‘Ne İşe Yarar Bu Google Adwords’ sorusuna cevap arayanların  konuya bakışları da çok benzerdi.

Bundan dolayı, sunumun en başında;

‘Google Adwords, sizin pazarlama iletişiminiz içinde mevcut genel planınızın bir parçası ve mecralarınızdan sadece birisi. Google kampanyalarını kurgularken offline süreçleri ,sektör ve dönemsel dinamikleri göz ardı etmemelisiniz’ diye girizgah yapıyordum.

Anlayacağınız  hem iş profesyonelleri tarafında  hem de  sunumlara katılanlar arasında Google adwords en iyi tabirle ‘excel makrosu’ algısındaydı.

– Görüntülü Reklam Ağından bahsetmiyorum bile, o konuyla ilgili bir algı bile yoktu 🙂

Tabi süreç ve bakış açısı değişti. Bu değişimde, Google Adwords’ün elle tutulabilir sonuçlar sunması ve tüm iletişim kanalları arasında en hızlı cevap veren reklam pazarlama aracı olmasının da etkisi büyük.

Bu kadar offline- online bağlantısından ve sonuçlardan bahsetmişken bir istatistik paylaşmak istiyorum. Tüm yazdıklarımın altını dolduracak hatta ilgili sektördekiler tarafından tatbik edilebilecek bir istatistik.

Bu istatiski Google’ın ücretsiz araçlarından  biri olan  ‘Google Insights for Searchü’ kullanarak elde  ettim. Bu araç, ilgili anahtar kelimeleri seçtiğiniz tarihlerdeki aranma hacmini  istatistiki olarak verir. Aslına bakarsanız  bu araç doğru kullanımda ilgili anahtar kelimenin  yani sektörel bir ürün ya da hizmetin geçmişe yönelik istatistiklerini size vererek  geleceğe yönelik bir projeksiyon geliştirmenizi sağlayabilir.

Aşağıda ‘saç dökülmesi’ anahtar kelimesinin son 5 yıllık aranma hacmini aylara dağıtılmış bir şekilde görüyorsunuz. Dikkat ederseniz son 5 yıllık istatistiklerde –hiç şaşmadan- Agustos ayı sonunda artmaya başlayan aranma hacmi 3-4 aylık periyotta yıllık değerlerin üstüne çıkıyor.

Sonbaharda mevsimsel olarak artmaya başlayan dökülmeler  bu sıkıntıyı yaşayan kişiler tarafından ilk olarak Google’a soruluyor. İşte Adwords’ün ilgili sektöre katkısı tam da burada başlıyor ki ben buna ‘Tam Yeri Tam Zamanı Reklamcılığı’ diyorum.

İnsanların tam da ihtiyaçları olduğu ve o ihtiyaçlarına yönelik bir arayışa girdiklerinde ilk baktıkları yer google. Bu kişilere işlerine yarayacak, yaratıcı bir fırsat sunabilir, ürününüze, hizmetinize olan ilgiliyi ve satışı arttırabilirsiniz

Bu örnekte fırsat ürünü; saç dökülmesini önleyen bir şampuan, mezoterapi, dökülmeyi önleyen serum vb ürünler olabilir.

Bu kısımda kısaca bir parantez açmak istedim. Google artık tüm mecralar için ( TV,Radyo, Gazete,  vb )  bir huni görevi görüyor. Tüm öğrendiklerimizi, duyduklarımızı öncelikli olarak google’ın hunisinden geçiriyor daha sonra aksiyon alıyoruz.

Siz de kendi ürününüz ve hizmetinizle ilgili benzer çalışmalar yapabilirsiniz.  Unutmamanız gereken kısım;

‘Google Adwords, sizin pazarlama iletişiminiz içinde mevcut genel planınızın bir parçası ve mecralarınızdan sadece birisi. Google kampanyalarını kurgularken offline süreçleri ,sektör ve dönemsel dinamikleri göz ardı etmemelisiniz’

Şimdiden kolay gelsin.

E-Ticaret ve Müşteriyi Dinlemek

Bir önceki yazımı okumayanlar ve okumak istemeyenler 🙂 için kısa bir özet geçmek gerekirse,  bir önceki yazımda Eros Pırlanta ve Eros Altın adında iki adet  e-işletme kurduğumuzdan ‘Müşteri memnuniyeti, online medya satın alma, ürün geliştirme, e-işletmelerde arama motoru pazarlaması, yeni e-işletmelerde kurumsal ortaklıkların e-işletmeler katkısı’ alanlarında yazmak istediğimden bahsetmiş kısaca yol hikayemizi paylaşmıştım.

Bu yazı bu yazmak istediğim konulardan ilki olan  ‘Müşteriyi Dinlemek’ üzerine Eros Pırlanta tarafında yaşadığımız bir sürecin hikayesidir.

Pazarlama dünyasını uzun yıllardan beri çok yakından takip eden birisi olarak şunu söyleyebilirim ki;  ‘Müşteriyi Dinlemek’ en fazla üstünde konuşulan konulardan birisi. Bu konu üstünde onlarca blog yazısı  ve  kitap yazıldı, içerikler üretildi, konferanslar verildi. Bu konu kısmına akademik anlamda eğilmekten ziyade bizzat yaşadığımız ve reelde elde tutulabilir sonuçlar elde ettiğimiz bir konudan bahsetmek istiyorum.

Eros Pırlanta tarafında yola çıkarken en fazla sıkıntı yaşadığımız ve bizi en çok  uğraştıran konulardan birisi ürün fotoğrafları oldu. Bu konu üzerine uzunca bir süre  kafa patlatmış birisi olarak  pırlanta fotoğraflamanın  diğer ürünleri fotoğraflamaktan çok farklı olduğunu ayrı bir uzmanlık istediğini söyleyebilirim.

Bu uzun süren arayıştan sonra sektörden bir arkadaşımızın  tavsiyeyle uzman bir ekiple çalışmaya başladık. İlk sonuçlar oldukça memnun ediciydi. Rakiplerimizden daha kaliteli bir görselliğe ulaşmışmıştık. Bize baştan beri en fazla sıkıntı yaşatan bu konuyu da aştıktan sonra Eros Pırlantayı yayına aldık.

Eros Pırlanta da  İlk alışverişler başladıktan sonra  ilk dönemlerde mevcut alışverişlerin çoğu şu şekilde oluyordu ;  Müşteriler  İnternet reklamlarını mecralarda görüyor/görsele ya da metne tıklıyor/ erospirlanta.com’a geliyor/ iyi sayılacak bir süre sitede kaldıktan sonra sepet aşamasında bizi arıyor ve yetkili arkadaşımızla -uzunca bir süre konuştuktan- sonra ürün alımını  gerçekleştiriyor ya da gerçekleştirmeden kafasındaki soru işaretleriyle telefonu kapatıyordu. İlk dönemlerde telefonla aranmadan ürün satışını çok nadir gerçekleştirdiğimizi söyleyebilirim.

Bu süreci oturup değerlendirdikten sonra  önemli bir noktayı tespit ettik.  Müşterilerimizden en fazla gelen soru  ‘Ürünler fotoğraftakine benziyor mu?’sorusuydu. Genellikle özel günler (Evlilik,nişan,söz,yıldönümü, özel günler) alınan bir üründe kimse bir sürpriz yaşamak istemiyordu. Bu konu üzerine düşündükten sonra daha iyi bir görselliği nasıl yakalarız sorusunun cevabı olarak ürün sayfalarına ilgili ürünlerin HD videolarını ekleme kararı aldık.

Fena sayılmayacak bir Ar-Ge dönemi sonrasında ürün  videolarını çektik ve  Eros Pırlantaya  eklemeye başladık. Aslında Eros Pırlanta  içerisinde bir v(ideo)-ticaret alanı oluşturmaya başladık diyebiliriz. ( Türkiye’de kendi alanında bir illk)

Bir süre sonra  bu süreç sonucunda gözle görülür ve ölçülebilir sonuçlar elde ettik.

Bunlar sırasıyla;

-Sitede kalma oranımız % 30 oranında yükseldi.

-Fotoğraftakine benziyor mu ? sorusu -neredeyse- sıfırlandı.

-Gelen telefon sayısı azaldı, telefon açmadan yapılan satış miktarı gözle görülür şekilde arttı.

-Fotoğraftakine Benzemiyor’ iadeleri azaldı.

Bonus olarak ise;

Türkiye’de yapılmamış bir işe imza attık.

Facebook, Twitter,  gibi sosyal ağlarda kullanıcı etkileşimi yaratmak için kaliteli bir içerik sağladık.

Sektörde bunlar kim? sorusunu sordurduk ve  en nihayetinde sektörün en büyüklerinden birisi 40 gün sonra yaptığımız işi kopyaladı.

Wikipedia İnovasyon için, şunları söylüyor ; Yenileşim (inovasyon), yeni veya önemli ölçüde değiştirilmiş ürün (mal ya da hizmet), veya sürecin; yeni bir pazarlama yönteminin; ya da iş uygulamalarında, işyeri organizasyonunda veya dış ilişkilerde yeni bir organizasyonel yöntemin uygulanmasıdır.”

Benim İnovasyon için tanımım; müşterileriniz için yenilikçi,işe yarayan, ihtiyaca yönelik çözümler üretmek.

Büyük bütçelerden ve büyük markalardan korkmayın hızlı ve esnek olduğunuz için onlar sizden korksun. Coca Cola’nın efsanevi eski pazarlama şefi Sergio Zyman’ın dediği gibi ‘Rakiplerinin zaten yapmakta olduklarını geliştirenler ayakta kalacaktır

Markefront’da Google Adwords ve İnternet Reklamcılığı Eğitimi

26 Mart Cumartesi günü, Markefront da Google Adwords ve İnternet Reklamcılığı  eğitimini  gerçekleştirdik. Google  arama ve görüntülü reklam ağı reklamcılığı ağırlıklı olmak üzere internet reklamcılığı  üzerine keyifli  bir eğitimdi diyebilirim kendi adıma.

Eğitim verirken en keyif aldığım zamanlar kuşkusuz güzel yerlerden gelen sorular 🙂 Bu eğitimde soru yağmuruna tutulduğum için ayrı bir   keyif aldım diyebilirim.  Katılımcılar, Türk

iye’nin kendi sektörleri içerisinde önde gelen şirketlerinin yöneticileri olunca , ister istemez Ajans-Kurumsal  ilişkileri  üzerine dedikodu da yaptık 🙂 Kısaca keyifli bir eğitimdi katılanlara teşekkür ederim.

İstanbul Sanayi Odasında Google Reklamcılığı Eğitimi Verdim

Bir önceki yazimda da belirtmistim. 5 ekim Sali günü Aytaç Mestçi‘yle birlikte Istanbul sanayi odasinda “Google Reklamciligi”  üzerine bir egitim-seminer verdik. Seminer beklentilerimizin çok üstünde bir katılımla gerçeklesti. -120 kisiye yakin – çok yorucu ama bir o kadar faydali bir eğitim oldu. Geri bildirimler çok güzel gelen insanlar gerçekten kafalarinda bir çok soruya cevap bulup döndüklerini ilettiler.

iki konu dikkatimi çekti;

Birincisi kadinlarin sayisi çok fazlaydi ve erkeklerden daha aktif katilim gösterdiler. Sektör adina iyi bir gelisme olarak görüyorum. ikincisi ve önemli olan tarafı egitime katilanlarin gerçekten nitelikli kisiler olmasi ve genelde büyük kurumlari temsilen gelmeleriydi.

“Sirketler google reklamciligini ve gücünü anladilar” seklinde yorumlamak da mümkün fakat bence bu uyanış sadece Google Reklamciliginin efektif olmasindan ya da sirketlere yaptigi katkidan kaynaklanmiyor. Ayni zamanda sirketler artik harcadiklari parayi ajans tarafinda sorgulamak istiyorlar. Bir çok kisi ders arasinda gelip, “su ajansla çalisiyoruz siz ne dersiniz” tarzinda sorular yönelttiler. Kimileri bazi ajanslardan dert yandi. Harcadiklari paralarin bosa gittigini, kendilerine detayli raporlamalarin sunulmadigindan sikayet etti.

Ben uzun zamandan beri bu konu hakkin da düşünüyor,yaziyor meslektaslarimla konuyu paylasiyorum. Kisa vadede  para kazanmak adina ajanslar müşteri tarafini kaba bir tabir olacak ama “kandiriyorlar”.Orta ve Uzun vadede bu tarz yaklasimlarin sadece bahsi geçen ajanslara değil tüm sektöre ve sistemin kendisine zarar verecegini düsünüyorum. Bu egitimlerin sirketleri ve bireyleri bilgilendirme adina çok yararli olduğunu 5 ekim günü bir kez daha anladim.Egitime katilanlara ve katki yapanlara buradan tekrar tesekkür etmek istiyorum.

Eğitimlerimiz artarak ve çesitlenerek devam edecek tekip etmenizi öneririm